Elazığ İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Elazığ Halk Oyunları

TÜRK HALK OYUNLARINA GENEL BAKIŞ                          

Milletlerin karakteristik özelliklerini yansıtan en Önemli yapı taşı o milletin folklorudur.

Sözlük anlamı olarak folklor19; "bir ülkede yaşayan halkın kültür ürünlerini, törelerini, törenlerini. geleneklerini, İnançlarını, müziğini, oyunlarını, sanatını, halk hekimliğini.,.vb inceleyerek bunların bir­birleriyle ilişkilerini belirten, kaynak, evrim, yayılım, değişim, etkileşim gibi sorunlarını çözmeye, sonuç, kural, kuram ve yasaları bulmaya yarayan bilim dalıdır.

Doğumdan ölüme kadar bütün törenler, folklorun kaynağını teşkil eder. Kısaca folklor; halkın ha­yatının ve kültürünün ilmidir.

Halk müziği ve halk oyunları da folklorun konusu olarak toplumsal hayatın başlangıcından bu yana insanlar arasında yakınlaşmanın, birbirlerini tanımalarının ve kaynaşmalarının vasıtaları olarak işlev görmüşlerdir.

Türk halk oyunlarının genel bir tanımını yapacak olursak, "Toplumsal hayatın başlangıcından itiba­ren genel gelişme çizgisi esas alınarak dinî ve sıhrî faaliyetlerle ilgili tören kaynaşmalarından ve günde­lik toplumsal faaliyetlerden ortaya çıkan, insanların duygularını, düşüncelerini manevî değerlerini, gün­delik yaşamında karşılaştığı ve etkisinde kaldığı olayları ifade edebilmek için, müzik eşliğinde yapılan ritmik hareketler bütünlüğüne halk oyunları adı verilir."

Cemil DEMİRSİPAHİ'ye göre halk oyunları; "Ulusal müziğimizin bünyesine göre bir oyun kuran kişilerle adlan bilinmeyen halk sanatçılarının kurgularına dayalı düzenlilikte ritim kurallarına bağlı ola­rak müzik eşliğinde yapılan tartımlı hareketlere oyun; bu oyunlar milletin duygu ve düşüncesine dayak ise "Milli oyunlar ya da Halk Oyunları "adını kazanırlar."

Türk halk oyunları ilkel toplumlardan günümüze kadar genişleyerek gelmiştir. Bu durum da Türk halk oyunları içerisinde farklı tür ve formların oluşmasına neden olmuştur. Bu açıdan farklı form ve özelliklerin, görüldüğü Türk halk oyunlarının tasnifi de karmaşık olmuştur. Bugüne kadar Türk halk oyunlarının bir çok tasnifi yapılmıştır. Yapılan araştırmalardan çıkan sonuç şudur; halk oyunlarının ta­nımlamasında, sınıflamasında ve terim olarak karşılığında çeşitli kavram ve düşünce farklılıkları ortaya çıkmıştır.


Ancak biz Türk halk oyunlarını incelediğimizde bazı oyun gruplarının varlığını görürüz. Biz bu gruplara Türk halk oyunlarının alt kadrosu deriz. Buna göre Türk Halk Oyunları için kısaca şu gruplandırmayı yapmak mümkündür.

  1. Halaylar (Halay oyunları)
  2. Bar oyunları
  3. Horon oyunları
  4. a) Teke yöresi oyunları
  5. Zeybek oyunları
  6. Bengiler
  7. Mengiler
  8. Güvendeler
  9. Hora ve karşılama oyunları
  10. a) Vasıtalı (Araçlı oyunlar)

    b) Kaşıklı oyunlar

  11. Dış kaynaklı oyunlar
  12. Sema ve Samanlar

    1. HALAYLAR (HALAY OYUNLARI)

    Anadolu'nun çeşitli yörelerinde "alay, aley, halay, haley...':gibi söyleyişleri olan '"halay'' kelimesi ; "kalabalık insan topluluğu "anlamına gelen "alay" sözcüğünden ortaya çıkmıştır. Bu kelimeler, birlik beraberlik, yardımlaşma anlamlarına geldiği gibi toplu hareket anlamına ya da devamlılık, süreklilik anla­mına da gelmektedir.

    Halaylar ya da halay oyunları; genellikle Orta Anadolu. Doğu ve Güneydoğu Anadolu, bölgele­rinde toplu olarak oynanan en az üç kişiden başlayıp genişleyebilen. toplu olarak düz dizi bir şekilde el ele tutuşarak ya da halka teşkil ederek kadın erkek ayrı ayrı oynanabildiği gibi karma olarak da oyna­nabilen, kendine özgü ritimleri bulunan, figürlerinin büyük çoğunluğu ayak hareketlerinden oluşan halk oyunlarının genel adıdır. Tamamen ilkel törelerin yansıdığı bir türdür. Oyunların kaynağı, törenlerdeki konu taklittir. Taklit ise konuyu içerir. Örneğin konu işle ilgili ise, törenleri yapanlar kadınlardır. Av ile ilgili ise törenleri yapanlar erkeklerdir. Bir hastalıkla ilgili ise törenleri yapanlar karmadır.

     

    "'Halaylarda rastlanılan ilkel toplumlardaki törenlerde bir kademe vardır.

  13. Zararlı varlığı öldürme (Ağırlama)
  14. İyiyi diriltme (Yürütme, yaylanma)
  15. İyiyi güçlendirme (Hoplatma)
  16. Kutlama (Zıplatma, Oynatma, Yelleme)"

    Halaylarda özellikle dört bölüm vardır. İki bölümlüler, ağırlama ve hoplatmadan ibarettir. Üç bö­lümlüler ise; "ağırlama, yürütme, hoplatma" veya "'ağırlama, yelleme, hoplatma" şeklindedir. Kimi ha­laylarda ise oyuna yanlama ile başlanır, daha sonra ağırlama, selamlama, oynatma, yürütme, hoplatma veya zıplatma bölümlerine geçilir (Elâzığ yöresi Halay ve Avreş oyunları gibi).

    Halaylarda ekibin yöneticisi en, baştaki oyucundur. "Ekipbaşı, halaybaşı, kolbaşı" gibi adlar alan bu oyuncuya ekibin sonunda bulunan ''ekip sonu, halay sonu, poçik, kuyrukgibi adlar alan "oyuncu eşlik eder. Ekip başının, yanındaki oyuncuya "koltuk" diğer oyunculara ise "kelle1' adı verilir. Bu özellik bar oyunlarında da vardır.

    Halaylarda ritmik özellik; genelde iki ve dört zamanlıdır. Ancak bunların üçerli şekilleri olan altı ve on iki zamanlı usuller, beş, yedi, dokuz gibi birleşik usuller ile on zamanlı usuller de sıkça görülmektedir.

    B, ELÂZIĞ YÖRESİ HALK OYUNLARINA GENEL BAKIŞ        

    Elâzığ yöresi halk oyunlarının, oyun grupları içinde "Halay" grubunda ele almak gerekir. Elâzığ yöresi halk oyunları içinde "Bar" özelliği gösteren oyunlar varsa da bunlar çok azdır. Ancak çeşitli kar­şılama Örneklerine sıkça rastlayabiliriz.

    Elâzığ yöresi halk oyunları "Halay" grubu içerisinde diğer yörelere göre farklılık gösterir, Oyun melodisi ve ritmik yapı bakımından diğer illere göre daha ağır ve estetik olduğu göze çarpar. Az mik­tarda çok hareketli oyunlar da vardır.

    Elâzığ yöresi halk oyunlarını İncelediğimizde müziklerinin zengin ezgi yapısının yanında, oyun fi­gürlerinde de bir zenginliğe sahip olduğunu ve her oyun figürüne karşılık müzik formunun da bulundu­ğunu, çoğu oyunların da müzik-oyun formu bütünlüğünün korunduğunu görürüz. "Delilo, Büyük Ceviz. Avreş, Güvercin, vb".

    Elâzığ yöresi halk oyunları genel olarak 'Tatlı sert" karaktere sahiptir. Erkek oyunları biraz daha sert, ka­dın ve kız oyunları bi­raz daha yumuşak ve tatlıdır. 

    Folklor Araştır­macısı Fikret MEMİŞOĞLU, "Harput Ahengi" adil eserinde Elâzığ yöresi halk oyunlarını iki kısma ayırmıştır,

    1.Meydan oyunları çoğunlukla meydanlarda ve harmanlarda, daha yeni bir tabirle açık alan, açık havalarda erkekler tarafından oynanan oyun­lardır.'

    Örneğin; Halay, Ağırlama (Ağır Halay), Delilo, Keçike (Köçekçe), Temir Ağa, Avreş, Güvercin, Kalkan-kılıç, Bıçak, Tamzara, Köroğlu. Çepik, Degenek, Cirit gibi. Bunlar erkekler tarafından oynanır.

    Erkekler tarafından meydanlarda oynanan Deve Oyunu, Sipahi, Yumruk Oyunu (Simsim), Pişik oyunu vb. temsili (dramatik) oyunları da vardır. "Kadınlar tarafından Harput'ta ve yakın köylerinde meydan oyunları oynanmaz, taassup engel ol­muştur, Fakat ufak dağ köylerinde bilhassa Alevî köylerinde, kadın ve erkeğin beraber olarak meydan oyunları oynadıkları görülmektedir."24

    Ermeniler de sürülmeden önce bulundukları mahalle ve köylerde kadın-erkek aynı meydan oyun­larını oynarlardı.

    Oda oyunları; genelde kadınlar arasında oda eğlencelerinde, düğünlerde oynanan oyunlardır. Çayda Çıra. İsfahan, Sudan Geçirme, Urum Kızı, Çikçiko, Çiftetelli, Kadın Bıçak Oyunu, Kadın Kama Oyunu, Lele Ayşe, Karakuş, Oğlan, Çayıra Serdim Postu, Kına Yakma. Şıkıdım, Şeve Kırma, Kadın Güvercini, vs. gibi oyunları sayabiliriz.

    Bu oyunlardan Çayda Çıra, Sudan Geçirme, Urum Kızı. Çikçiko, Çiftetelli, Şeve Kırma, Güvercin gibi oyunlar meydanlarda erkekler tarafından da oynanmaktadır.

    Elâzığ yöresinde birçok halk oyunlarının kadınlı-erkekli karma olarak oynanabilmesinin yanında drama karakterli temsilî oyunların da kadınlı-erkekli oynanabilmesinde bir tereddüt son zamanlarda gö­rülmemiştir.

    Elâzığ'ın ilçeleri Palu, Karakocan ve Maden de diğer yörelerden etkilenen oyunlara da rastlamaktayız. Palu-Karakoçan-Genç; Bu üçgende Lorke, Govent, Alkış (Alkışta, Arkuşta), Tek Ayak, Palu Halayı (Zazadik), Maden; Rumtike, Lorke, Halay, Beşparmak gibi oyunları sayabiliriz. Ayrıca Uyan, Küduk Karga isimli oyunların da eskiden oynandığı ve bu oyunlara davul, tef, kaval gibi sazların eşlik ettiği söylenir. Palu, Karakocan, Maden ilçelerinde bugün bu oyunların pek azı oynanmaktadır.
    "Elâzığ ve yöresinde eskiden oyuna düşkünlük göstermemiş, bugün de pek ilgi göstermeyen bazı
    köyler de vardır. Mesela merkez ilçeye bağlı Bızmışen köyünde kadın ve erkekler hem oyuna, hem de çalgı kullanmaya pek itibar etmemişlerdir. Bugünlerde sadece tef çalıp, "koşma" diye tabir ettikleri oyunlarını yürütüyorlarmış."

    Biz bu eserle yöredeki oynanan-oynanmayan, sözlü-sözsüz ve drama karakterli temsili ve seyirlik oyunların müziklerini tespit ettik. Oyun-müzik formu bütünlüğüne göre de düzenleyerek notaya aldık. Varyantlarını tespit ederek karşılaştırdık.

    Bu çatışma ile Elâzığ yöresi halk oyunları ve müziklerinin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz;

  17. Elâzığ yöresi halk oyunları, halay türü oynanan oyunlardır.
  18. Oyunların bir kısmı sözsüz, bir kısmı sözlüdür. Sözlü ve sözsüz oyunların bir kısmı drama karak­terli temsili oyunlardır,

    3.     Elâzığ yöresi halk oyunları içerisinde kadın-erkek ayrı ayrı oynanan oyunlar olduğu gibi karma olarak oynanan oyunlar çoğunluktadır. Karma olarak oynanan oyunların kadınlar ve erkekler tarafından ayrı ayrı oynandığı da görülür.

  19. Elâzığ yöresi halk oyunları genelde disiplinli, bağlı ve dizi halinde topluca oynanmaktadır. Bazı oyunlar ise bağsız ve karşılıklı oynanmaktadır.
  20. Oyunların bir kısmının ikinci bölümü dizi halinde bağsız (Delilo, Fatmalı, Temirağa oyunun el vurmalı bölümleri ve Üç Ayak Oyunu ...). bir kısmının ise ikinci bölümü dizi halinde bağsız ve karşılıklı oynanır (Güvercin Oyunu).
  21. Bazı oyunlar disiplinli, bağsız ve topluca oynanmaktadır. (Çayda çıra, İsfahan, Leblebici, Bıçak, Çepik, Simsim, Yumruk. Değenek, Şeve kırma)
  22. Halaylar da rastlanılan karşılama biçimlerine Elâzığ yöresi halk oyunlarında da rastlayabiliriz. (Bıçak halayı, Çikçiko, Sudan geçirme, Lele Ayşe, İsfahan, Çepik, Urum kızı, Kerem ile Aslı. Kambur (Gelin kız). Sipahi oyunları ile Güvercin oyununun ikinci bölümü...)
  23. Elâzığ yöresi halk oyunları genel olarak "tatlı sert" karaktere sahiptir. Erkek oyunları biraz daha sert kadın ve kız oyunları biraz daha yumuşak ve tatlıdır.
  24. Oyunların bir kısmı eski bir geleneğe bağlıdır.
  25. Profan mahiyetteki oyunların türlü kaynaklan vardır (Leblebici, Deveci, Lele Ayşe, İsfahan gi­bi oyun ve temsiller iş hayatına ait günlük köy ve şehir hayatından alınan konulardır).
  26. Elâzığ yöresi halk oyunları içerisinde drama karakterli oyunlar ile temsili ve seyirlik oyunlar da genelde eğlenme ve vakit geçirmek düşüncesine uygun olarak güldürme, şaka, alay, eleştiri, oyun çı­karma, seyir, mizah, hiciv çabası öne çıkar.
  27. Oyunların çoğu bir ritüele dayanır ve taklit özelliklidir (Çayda Çıra, Çepik, Bıçak, Pişik, Ördek, Kurt-Kuzu, Küdük-Karga. Leblebici, Deve, Arap oyunları vs)

    13.       Dinî bir Semah'ın izlerini taşıyan oyunlar da vardır (Çayda Çıra, Gelin, Simsim). Yiğitliğin ve kahramanlığın sembolü oyunlar da bulunmaktadır (Kılıç Kalkan, Çepik, Bıçak, Tura, Köroğlu, Degnek, Yumruk, Cezayir...).

    14.       Elâzığ yöresi halk oyunları içerisinde drama karakterli oyunlar İle temsilî ve seyirlik oyunların bir kısmı eski Türk inanç ve kültürünün izlerini taşımaktadır. Bu ritüellerde evlenme, ölüp-dirilme, ak-kara çatışması, ateş kültü, su kültü» hayvan kültü, dinî ve büyüsel, yılın değişmesi ile ilgili ritüeller, mev­simlik ve çoban bayramları, gelin kutlamaları gibi konulan görebiliriz.

    15.       Drama karakterli oyunlar ile temsilî ve seyirlik oyunların kaynakları eski inançlardan gelmekle birlikte, belirli bir sosyal hayatın portresini vermektedir. Oyunların özü köylün ün. düşünce yapısı ve ya­ şama şekli ile biçimlenir.                                                                          

    16.       Temsili oyunlarda oyuncular rollerine göre kostüm giyip, makyaj yaparlar. Örneğin deve oyu­nu gibi oyunlarda hayvan rollerine çıkan oyuncular, canlandırdıkları hayvanın postuna bürünürler, mak­yaj yapıp, başlık takarlar.

    17,       Kadınlar kendi aralarında oynadıkları oyunlarda erkek rolleri için erkek kılığına girerler. Erkek­lerin kendi aralarında oynadıkları oyunlarda ise, kadın rollerini, kadın kostümleri giyinerek kılık değiştirmiş erkekler yapar (Bıçak oyunu, Sudan Geçirme, Sipahi, vs.)

    18.       Ritüellerde erkeğin kadın, kadının erkek kılığına girerek Oyun oynamasının en büyük nedenle­rinden birisi de taassuptur. Taassubun olduğu yerlerde kadın ve erkeğin bir arada seyirlik oyun oynamamasından dolayı, erkek kadın, kadın ise erkek kılığına girerek bu boşluğu doldurmuştur.

  28. Yazın; harman yerleri (düz zemin), açık alanlar, meydanlar, havuz başlan, ocak başları, kışın ise; avlular, ayvanlar, üstü kapalı yerler, odalar ve kürsübaşları oyun alanlarıdır.
  29. Elâzığ yöresi sözlü-sözsüz halk oyunları ile temsilî ve seyirlik oyunları, meydanlarda; düğünler­de, bayramlarda, festivallerde, şenliklerde, törenlerde, asker uğurlamalarında, karşılamalarda, gün dö­nümü, önemli gün ve toplantılarda, havuz başlarında, kına gecelerinde, uzun kış aylarında odalarda, kürsü başlarında vakit geçirmek ve eğlenmek amacıyla da oynanmaktadır,
  30. Elâzığ yöresi halk oyunlarının sahneye gelmeden doğal ortamlarda ve meydanlarda oynanma­sında sürekli bir kural ve disiplin söz konusu değildir. Oyuncuların genelde oyunlar oynanırken, kendisi­ni damlarda ve oyun alanında seyreden kadınına, sevdiğine ve sonraki aşamalarda da yakınlarına ve di­ğer seyredenlere kendini beğendirmek için kendine özgü tavır ve hareketlerle kendine oynaması söz konusudur. Burada disiplinli ve kurallı oyun biçimi değil, yerler doğaçlama figürlerin de yapıldığı bir oynayış biçimi görülür.
  31. Oyunların yöneticisi ekibin en başında oynayan "ekipbaşı, kolbaşı, halaybaşı" gibi isimler alan oyuncudur. Ekip başının yanındaki oyuncu "koltuk", ekibin en sonundaki oyuncu "ekipsonu, poçik, halaysonu, kuyruk"' gibi adlar alır. Diğer oyunculara ise "kelle" adi verilmektedir..
  32. Oyun figürlerinde oyuncular-arasında-bir-bütünlük olduğundan ekip başının solo yapma özel­liği yoktur. Ancak kısmen de olsa ekip başı, ritim ahengi içerisinde ufak sololar, titremeler yapabilir.

    24.       Oyunlar genelde mendille yürütülür, komutlar mendille verilir. Ekip başı ve ekip sonunun ellerinde temizliği, saflığı simgeleyen birer beyaz mendil bulunmaktadır. Ekipbaşı oyunu yönetirken, ekibin Ben sonundaki oyuncu da elindeki mendil ile ekipbaşına eşlik ederek yardımcı olur. |    

     25.      Oyunlarda kullanılan mendiller haberleşme aracıdır. Bazen erkekte kılıç ve bayrak, bazen selamlama, kadında ise yaşmak, çevre, cilve, naz görünüşlerindedir.

    26.       Elâzığ yöresi halk oyunlarında heey, teey, bree, tey tey, hey hey, tey tey tey, hey hey hey, hha  hha ... gibi naralar kullanılır. Zılgıt türü bağrışmalara pek rastlanmaz.

    27.       Elâzığ yöresi halk oyunlarının bir kısmı vasıtalı (araçlı) oyunlar türü içerisinde yer alır: Örneğin; Çayda Çıra oyununda oyun araçları ellerdeki öze! Çayda çıra tabaklan ve mumdur.

                Güvercin oyunu, İsfahan, O yanı pembe, Mendil, Tura gibi oyunlarda oyun araçları, oyuncuların tümünün ellerinde bulunan mendillerdir. Leblebici oyununda oyun aracı, oyuncuların ellerindeki kalburlardır. Bıçak ve kama gibi oyunlarda oyun araçları, bu oyunlar için hazırlanmış bıçaklardan Kılıç-kalkan ve köroğlu oyunlarında oyuncuların ellerinde kılıç ve kalkan ile bunların yerini tutan uzun sopalar ve ayakkabılar vardır. Değenek ve sırık oyunlarında oyuncuların ellerinde uzun sopalar bulunur.

    28.       Elâzığ yöresi halk oyunlarının kendine has figürleri ve müzikleri vardır. Elâzığ yöresi halk oyunlarının müzikleri ile başka bir yöre oyunu oynanmadığı gibi, başka yörelerin oyunlarının müzikleri ile de Elâzığ yöresi oyunları oynanmaz. Ancak oyun müzikleri ve oyun isimleri açısından başka yöreler­de de varyant teşkil eden oyunlar vardır (Delilo, Tamzara, Üç Ayak, Büyük ceviz, Temirağa, Çepik...).

  33. Elâzığ yöresi halk oyunlarına genelde davul-klarnet eşlik eder, kapalı alanlarda klarnet, kanun, keman, kemane, ut, cümbüş, darbuka, dömbek, tef, daire gibi çalgıların yanı sıra bağlama ve kaval gibi çalgılar ile pek nadir olarak da mey ve ney gibi çalgılar da kullanılır. Açık alanlarda ise davul-klarnet, davul-zurna gibi çalgılar kullanılmaktadır.
  34. Oyunlardaki figürleri ve müzikal yapıyı incelediğimizde bir ahenkli uyumun, bir farklılığın mü­ziklerinin zengin ezgi yapısının yanında oyun figürlerinin de bir zenginliğe sahip olduğunu ve her oyun figürüne karşılık müzik formunun da bulunduğu, çoğu oyunların da müzik-oyun formu bütünlüğünün korunduğunu görürüz (Delilo, Büyük ceviz, Avreş, Güvercin, ...).
  35. Elâzığ yöresi halk oyunlarının oyun melodisi ve ritmik yapı bakımından diğer illere göre farklı­lık gösterdiği daha ağır ve estetik olduğu göze çarpar. Az miktarda çok hareketli oyunlar da vardır.
  36. Oyunlarda, usul açısından İki ve dört zamanlı ana usuller ile iki zamanlı ana usullerin üçerli şekli olan altı zamanlı usuller, beş dokuz zamanlı birleşik usuller ile on zamanlı karma usuller kullanılır. Bu usuller sırayla, 2/4, 4/4, 5/4, 5/8, 6/8, 9/8, 10/8, 12/4'lik gibi genel Türk musikîsinde kullanı­lan usullerdir.
  37. Türkülü oyunlarda rastladığımız on zamanlı karma usulün D tipi (2+3+2+3) ve A tipi (3+2+2+3) kalıplarının aynı ezgi içinde değişerek kullanıldığı görülmüştür. Çayda çıra, İsfahan, O yanı -pembe, Bizim bağın kıracı oyunları ve "gelin hoyratı" (Şirvan hoyrat) bunun tipik örnekleridir. Bu usu­lün ezgide değişerek kullanılmasına karşın oyun figürünün sabit kalışı bir diğer ilginç özelliktir. Bu oyun­ların tümü eğlence, dramatize ya da taklitli oyunlardır.
  38. Kimi oyunlarda oyunezgilerinin oyun bölümleri içerisinde usül yönünden değiştiği görülür. Halayı oyunu - önce 2/4, zazike bölümü 6/8, sonraki bölüm olan hoplatma bölümü 2/4 lük.

    Avreş oyunu  ezgi kalıbı ağır kısmı 12/8, hızlı bölümü 4/4'lük, ritmik kalıp ağır kısmı 6/8, hızlı bölüm 2/4'İük.

    Fatmalı oyunu; yürütme bölümü olan ağır bölümü 6/8'Iik, hoplatma bölümü ise 2/4'lüktür.

    Çepik oyunu ; ilk önce 6/8'Bk orta çabuklukta, hızlı bölüm ise 2/4'lüktür.

    Üç ayak oyunu ; ağır bölümü 4/4'lük, ikinci bölüm olan üç ayak üstü ise 4/4'lük hızlıdır. " Kalkan-kılıç (Tırskay); önce 6/8, sonra 2/4'İük hızlı bölümle devam eder.

  39. *Kılıç-kalkan; önce 6/8  sonra 5/8'iik Köroğlu ezgisi İle devam eder.
  40. *Ağırlama (Ağır halay); ağırlama bölümü 5/4'İük, ikinci bölüm olan ve "Ağırlama üstü" adı verilen bölüm ise 4/4'lük usulde orta çabukluktadır.
  41. Bunların dışında Güvercin, Tamzara, Bıçak oyunları, Yüzük oyunu istisnaî olarak dokuz za­manlı (9/8) birleşik usulle oynanmaktadır. Ayrıca "Ağır halay oyunu" beş zamanlı (5/4) birleşik usulle oynanmaktadır, Bu da istisnaî bir durumdur. Bu oyundaki bir diğer özellik, Ağır halay oyunun 5/4'lük usulle oynanan ağırlama bölümünden sonra geçilen "Ağırlama üstü" adlı bölümün dört zamanlı (4/4) ana usulle oynanmasıdır.   
  42. Elâzığ ve yöresinde oynanan oyunlar içerisinde birkaç oyun dışında çoğu oyunların müzik-oyun formu bütünlüğü içerisinde olduğu görülmektedir. Ancak bu çalışma ile oyun-müzik bütünlüğü açısından problemli olan oyunların da problemlerinin giderilmesi amaç edinilmiştir.
  43. Elâzığ ve yöresinde Şirvan hoyrat, kürdîli hoyrat, bagrıyanık hoyrat, beşirî hoyrat, elezber, muhalif hoyrat, maya, cılgalı maya, vs. gibi hoyrat çeşitleri de görülmektedir. Bunun en güzel örneği olan "Şirvan hoyratı" (Gelin hoyratı) Çayda çıra oyununa başlamadan okunur ve bitiminde hareketli bir türküye ya da oyun türküsüne geçilir. Şirvan hoyratının ezgi açısından sadece Elâzığ yöresine ait olma­sı, yörede okunan hoyratların diğer yörelerden farklılıklarını ortaya koymaktadır.
  44. Elaziğ yöresi oyun geleneği içerisinde, kimi zaman oyuna veya halaya başlamadan önce, kür­di, elezber, muhalif, ölüm hoyratları ve uzun hava ezgileri ile "lavik" adı verilen ağıt türü ezgilerin çalın­ması geleneği de vardır.
  45. Elâzığ yöresi halk oyunları müziklerinin birkaç dramatik, seyirlik ve temsilî oyunlar dışında ge­nelde inici, çıkıcı bir yapıya sahip oldukları görülmektedir,
  46. Elâzığ yöresi oyun türküleri edebî açıdan aşk, tabiat, Tanrı sevgisi, iş, gündelik olaylar, mizah, eğlence, ... konularını ağırlıklı olarak işler.  
  47. Elâzığ yöresi halk musikîsinde görülen medrese kültürü ve halk kültürünün birbirlerini derin­den etkilemeleri sonucu divan geleneği ile halk geleneğinin kaynaşmasından oluşmuş müzik kültürünün yanı sıra tekke ve ahî ocaklarında gelişerek icra edilen müzik kültürünün izleri, Elâzığ yöresi halk oyun­ları müziklerinde de görülür.
  48. Elâzığ yöresi müziği bir kolunu şiire, diğer kolunu da "oyunlu ve oyunsuz müziklere atarak tam bir folklor ahengi oluşturmuştur.
  49. Elâzığ yöresi türkülerinde olduğu gibi, oyun türkülerinde de ses, söz ve hareket ile şiir, müzik ve oyun adeta yan yana yürümektedir.

    44.       Harput-Elâzığ folklorunda yer alan oyun türküleri içerisinde "Şıkıltım" adı verilen oynak ve hareketli şen türküler de vardır.

    45.       Elâzığ-Harput musikî folklorunda, oyun ve oyun müziklerinde Elazığlıların "hayat felsefesini, ahlak anlayışını ve diğer temel gelenekleri görebiliriz.

    B.l. ELAZIĞ YÖRESİ HALK OYUNLARİ

    Elâzığ ve yöresinde yapılan araştırmalar ve incelemeler neticesi 80'e yakın oyunun olduğu anlaşıl­mıştır. Ancak bugün gerek melodi itibariyle ve gerekse figür itibariyle bilinen ve oynanan oyunların yanında hem müziği hem de figürleri hakkında yeterli bilgilerin olmadığı, araştırılması gereken oyunlar da vardır.

    Elâzığ'da bugün için bilinen ve oynanan oyunları şöyle sıralayabiliriz;

    1. Çayda çıra oyunu

    2.           Halay oyunu

  50. Avreş oyunu
  51. Keçike oyunu
  52. Çepik oyunu
  53. Temirağa oyunu
  54. Ağırlama (ağır halay) oyunu
  55. Üç ayak oyunu ve üstü
  56. Bıçak oyunu
  57. Delilo oyunu
  58. Büyük ceviz oyunu
  59. Tamzara oyunu
  60. Fatmalı (nure) oyunu
  61. Güvercin oyunu
  62. Leblebici oyunu.
  63. İsfahan oyunu
  64. Dik halay oyunu
  65. Düz halay oyunu -(Ayvanda yatan oğlan}
  66. Palu halayı (Zaza halayı}
  67. Pişik oyunu
  68. Degenek oyunu
  69. Sırık oyunu
  70. Deilocan oyunu
  71. Habudiyar oyunu
  72. Elâzığ çiftetellisi oyunu
  73. Sudan geçirme oyunu       
  74. Lele Ayşe oyunu
  75. Baskil halayı
  76. Keban halayı
  77. Maden halayı
  78. Simsime
  79. Yumruk oyunu
  80. Tura oyunu
  81. Kambur (gelin kız) oyunu

    Bu oyunlardan başka bugün çok az bilinen ve oynayanların hemen hemen unutmak üzere olduğu müziği bilinip, oyun figürleri bilinmeyen, oyun figürleri az çok hatırlanıp, müziği hakkında karışık hatır­lamaların yapıldığı oyunları şöyle sıralayabiliriz:

  82. Şeve kırma
  83. Simsime (sinsin)
  84. Yıhılget (sarhoş havası) oyunu
  85. Hırhoy
  86. Kılıç-kalkan
  87. Lorke
  88. Çikçiko
  89. Şıkıltım (kol oyunu)
  90. Alkış (alkışta-arkuşla) oyunu
  91. Karaçor halayı
  92. Arapkir halayı.
  93. Rumtiki (rumdiki)
  94. Cezayir
  95. Gelin oyunu
  96. O yanı pembe
  97. San zeybek
  98. Kız kama oyunu
  99. Ceng-i harbi
  100. Cirit
  101. Köylü-şehir kızı, karşılaması
  102. Urum kızı karşılaması.
  103.  Sipahi karşılaması
  104. Hoca ile kadın karşılaması
  105. Kerem ile Aslı Karşılaması
  106. Keban çiftetellisi
  107. Al kara kuşun yavrusunu
  108. Yüzük oyunu
  109. Deve oyunu

    29. Arap oyunu

    30. Deveci oyunu

    31, Yazma oyunu

    32. Al cima oyunu

    33. Gelzerî oyunu

    34. Mısrî oyunu

  1. Nare oyunu
  2. Kına oyunu
  3. Köçekçe
  4. Kasap oyunu
  5. Maya
  6. Çoban oyunu
  7. Mendil oyunu
    1. Arapkir tamzarası
    2. Hakdan dilerim
    3. Dilipiti
    4. Tırskay
    5. Martal
    6. Köroğlu
    7. Kadın güvercini

       

      Hem müziğinin hem de oyun figürlerinin hatırlanamadığı oyunları da şöyle sıralayabiliriz;

      1. Abdehir halayı (Abo Tahir, Ebu Tahîr halayı)
      2. Beşekrek
      3. Berzini
      4. Dıntingo (Çemişgezek)
      5. Halka oyunu
      6. Hımhırne
      7. İlyam
      8. Küdük karga
      9. Leylana halayı
  1. Ördek oyunu
  2. Süpürge
  3. Torik
  4. Tuluh (Tulum)
  5. Türk kızı
  6. Govend (Gövent) 16. Güvendi
  7. Tekerleme (Maden havalisi)
  8. Yayık oyunu
  9. Yayla oyunu
  10. Yar oyunu
  11. Yavuz oyunu
  12. Zeybek (zübek)
  13. Zeynep
  14. Poya oyunu
  15. Yağma oyunu
  16. Ayı oyunu
  17. Kol bastı havası
  18. Yarim oyunu
  19. Karga oyunu
  20. Oğlan oyunu
  21. Karakuş
  22. Çayıra serdim postu

     

     

    HALKOYUNLARI

    Halk oyunları; kaynağı halk olan, halk kültürünün zengin ve çeşitli yanlarını ifade eden, bir olayı, bir sevinci, bir coşkuyu, bir üzüntüyü yansıtan, müzikli olarak, tek ya da gruplar halinde, vücudun el, ayak, omuz, baş gibi... organlarıyla icra edilen ölçülü, tartımlı ve düzenli hareketler olarak tarif edilebilir.

    Türk halk oyunlarının oluşmasında; doğal etkenler, yöre nitelikleri, kişi adları, dinler, insan-hayvan ilişkileri, doğa verimi ve üretimi, günlük yaşam, savaş, bölge ve il adları etkili olduğundan; somut konuları işleyen, doğayı tasvir eden, hayvan ve savaş taklitleri yapılan, kadın-erkek ilişkisi ile günlük yaşamı sergileyen halk oyunları doğmuştur. Aynı dönem içinde farklı coğrafi ortamlarda ve yörelerde yaşayan toplumlara ait müzik, oyun ve çalgı her yer değiştirmede farklı kültürlerle karşılaşarak ye birbirlerini etkileyerek yayılım göstermişlerdir Bunun sonucu olarak halk oyunları ve müziklerinin kendi coğrafi bölgelerinin dışında başka yörelerde hatta çok uzak mesafelerdeki kültürlerde bile benzer çeşitleri ve değişik tiplerin meydana gelmesi musiki ve oyunların gelişmesine vesile olmuştur.

    Halk oyunlarımız yakın zamana kadar bu konuyla ilgilenen kurum ve kuruluşlarca, kendilerini seyrettirme endişesine kapılmadan, kendi eğlenceleri için icra edilirken, yurt içi ve yurt dışında büyük izleyici toplulukları karşısında izleyicinin beğenisini kazanmak amacı; halk oyunlarımıza seyirlik sahne sanatları niteliği kazandırmıştır.

    Halk oyunları açısından ülkemiz, dünyanın en zengin ve en renkli ülkelerinden biridir.

    Elazığ folklorunun temeli Harput'a dayanır. Elazığ folklorunun yerine "Harput Folkloru" tabirini kullanmak daha uygundur. Zira, Elazığ 1834 yılında kurulmuş yeni bir kenttir. Oysa ki Harput 3000 senelik bir maziye sahiptir. Aynı zamanda korunabilen bir kale şehri olduğundan folklor gelenekleri eski haliyle yasaya gelmiştir. Harput folkloru müzik, oyun, şiir ve gelenek bakımından Orta Asya Türklerinin izlerini taşımaktadır.

    Harput - Elazığ halk oyunlarında yüz ifadeleri, ritmik kol, bacak, ayak ve vücut hareketleri, bu oyunların önemli karakteristiğini teşkil eder. Oyuncuların başta genç, hareketlerinde çevik, aynı zamanda zarif ve bununla beraber uygun bir vücuda sahip olmaları gerekir. Oyuncuların genç olmaları önerilirse de, öyle yaşlılar vardır ki, bazı oyunlarda çoğunluğun takdirini kazanacak bir çok gencin parmaklarını ısırtacak derecede, maharetle, zevkle, teamülle oynadıkları görülür. Bu oyun sanatına olan merak ve ilgi, Harput - Elazığ gencinde de ihtiyarında da hatta kadınlarında da görülür. Oyunlar çoğunlukla halay türündedir. Oyunlarda kıyafet mecburiyeti tatbik edilirse de diğer zamanlarda oyunlar, hep günlük elbiselerle oynanır ve oyuncuların esas gayeleri eğlendirmek değil eğlenmektir.

    Halk oyunlarının sınıflandırılmasına geçmeden önce, önemli bir hatırlatma yapmak gerekir.

    Halk oyunlarının folklorun içinde yer almasından dolayı "Folklor Ekibi", "Folklor Derneği" ve "Folklor Sanatçısı" şeklindeki isimlendirmelerin; Halk Oyunları Ekibi, Halk Oyunları Derneği ve Halk Oyunları Sanatçısı şeklinde kullanılması doğru olacaktır.

    Memişoğlu (23), milli bir çabanın gösterildiği, gerçek bir ödevin yapıldığı   şeklinde   değerlendirilen   eserlerinden   biri   olan   "Harput

    Ahengi"nde Harput oyunlarını; meydan oyunları ve oda oyunları olmak üzere iki kısma ayırmış olup, meydanlarda ve odalarda, kadınların ve erkeklerin oynadıkları oyunları sınıflandırmıştır.

    Erkekler tarafından, meydanlarda ve harmanlarda Halay, Ağırlama, Üç ayak, Fatmalı (Le Nuri), Köçekçe, Avreş, Bıçak, Kalkan-Kılıç, Tamzara ve Güvercin gibi oyunlarla, "Deve oyunu" ve "Sipahi" gibi temsili oyunlar oynanır (20).

    Harput ve yakın köylerinde kadınlar meydanlarda oynamazlar. Ancak, kadınların meydan oyunlarına olan düşkünlüğü fıkralarla anlatılır. Uzak dağ köylerinde kadınların ve erkeklerin birlikte meydan oyunları oynadıkları görülür (20).

    Oda oyunları, genellikle kadın oyunlarıdır. Kadınlar tarafından oynanan bu oyunlar kadınları taklit eden erkekler tarafından da oynanır. Kadın oyunları; en başta Çayda Çıra, sonra İsfihan, Sudan Geçirme, Urum Kızı, Çikçiko, Çiftetelli, Kadın Bıçak oyunu, Kadın Kama oyunu, Yüzük oyunu, Lele Aşe, Kara Kuş, Oğlan, Çayıra Serdim Postu, Kadın Güvercini, Kına Yakma oyunu, Şeve Kırma gibi oyunlardır (20).

    Elazığ'da; Alkış Oyunu, Arapkir Halayı, Avreş, Büyük Ceviz, Çayda Çıra, Cezayir, Delilo, Elazığ Tamzarası, Fatmalı, Güvercin, Halay, Keçike, Kılıç - Kalkan, Temürağa, Kol Bastı Havası, Deve Oyunu, Dik Halay, Ağa Halay, Bıçak ve Şeve Kırma oyunları oynanmaktadır (5, 6).

    Elazığ ve yöresinde 80'e yakın oyun olduğu belirtilmiş olup, bunlardan 34'ünün bugün için bilinen ve oynan oyunlar, 48'nin melodisi bilinip figürleri bilinmeyenler, 32'sinin ise hem müziği hem de figürleri bilinmeyen oyunlar olduğu bildirilmiştir (28).

    Ancak, bildirilen oyun sayısı ile isimleri verilen oyunlar arasında sayısal fazlalık mevcuttur. Bu sayısal farklılık bazı oyunların yöremizde çok küçük farklılıklar ve isimlerle isimlendirilmiş (varyant) olmasına dayanmaktadır. Örnek olarak, Elazığ halayı, farklı 10 isimle yörede oynanmaktadır.

    Bu çalışmada, günümüzde melodi ve figürlerini bildiğimiz geleneksel seyirlik oyunlarla herhangi bir olay veya canlının tasvir edildiği güldürü ve ağıtsal esasa dayalı seyirlik oyunlarımızdan bahsetmek istiyoruz.

    Geleneksel Seyirlik Halk Oyunları

                              -       Çayda Çıra Oyunu (Mumlu Dans)

    • Halay Oyunu
    • Avreş Oyunu
    • Keçike Oyunu (Köçekçe)
    • Çepik Oyunu
    • Temirağa Oyunu (Temür Ağa Oyunu)
    • Üç Ayak ve Üstü Oyunu
    • Delilo
    • Büyük Ceviz Oyunu
    • Tamzara Oyunu
    • Fatmalı Oyunu (Nure Oyunu)
    • Güvercin Oyunu
    • Şeve Kırma Oyunu (İsfehan)
    • Kılıç-Kalkan Oyunu
    • Elazığ Çiftetellisi
    • Ağırlama (Ağır Halay Oyunu)
    • Çikçiko Oyunu
      • Gelin Oyunu (Gelin Ağlatma)
      • Habudiyar

Çayda Çıra Oyunu

Memişoğlu, (2), Çayda Çıra teriminin kaynağının kesin olarak bilinmediğini, ancak, destanda da geçtiği gibi yakın zamanlara kadar havuz başlarında ve çay kenarlarında yapılan düğün törenlerinde üzerlerinde yakılmış mumlar dikili ve suda yüzdürülerek karşıdan karşıya gönderilen tepsilerle ikramların yapıldığını ve Çayda Çıra isminin bu gelenekten doğduğunu bildirmektedir.

Eski Türk inanç ve kültürünün etkileri ve izlerinin Çayda Çıra oyunu ve figürlerinde de görülmesi bu oyunun kaynağının da Orta Asya kültürüne dayandığı ihtimalini kuvvetlendirmektedir (4, 14).

Tüm dünyada 'Mumlu Dans' olarak bilinen Çayda Çıra Elazığ'ın başta gelen orijinal bir oyunudur (22). Bu oyun düğünlerde kına gecelerinde ve belli başlı eğlencelerde mutlaka oynanır. Oyunu kadın erkek birlikte veya ayrı ayrı oynarlar. Her iki elde tutulan tabaklar içinde kına ve çamura dikilmiş yanan mumlarla oynanan kıvrak ve neşeli bir oyundur. Oyun sürekli olarak kendi melodisi ile oynanır. Bu oyunun melodisiyle başka bir oyun oynanmadığı gibi, bu oyun başka bir melodi ile de oynanmaz. Bu oyunda oyuncular ellerindeki mum dikili tabakları davetlilere ve seyircilere vermek suretiyle onları oyuna davet ederler. Bu nazik davetle kişi hem onure edilmiş olur, hem de oyunu bilmiyorsa öğrenmesine vesile olunur.

Oyunla ilgili yörede birkaç efsane anlatılmaktadır. Güler (15), Harput Efsaneleri adlı eserinde üç farklı efsaneye yer vermiştir.

Orta Asya'dan göçler sırasında bir Türk boyu, Harput yöresine gelerek yerleşir. Boy beyinin oğlu Harput sakinlerinden başka bir boy beyinin kızına aşık olur. Birbirlerine yabancıdırlar. İki kabilenin toprakları arasından bir dere akmaktadır. Aşıklar geceleri, çıra (meşale) ile birbirlerine sevgilerini anlatmaya çalışır ve gizliden gizliye buluşurlar. Derken görücüler gönderilir ve kız istenir, iki boy arasında dostluk kurulması amacıyla kız verilir. Düğün hazırlıkları yapılır. Kırk gün, kırk gece düğün yapılarak yenilip içilir. Düğün alayı gelini alıp dönerken, atı ürken gelin derenin coşkun sularına düşerek kaybolur. Bütün aramalara rağmen gelini bulamazlar. Zavallı damat adayı, aramaya gece gündüz devam eder ve ararken ağıtlar yakar.

Elazığ'da bir çayın kıyısına Oğuz boylarından birer aşiret yerleşmiş; bu aşiretlerden iki genç birbirlerini sevmişler. Kız geceleri ışık yakarak oğlana haber verir oğlanda bu ışığı takip edip suda yüzerek gelir, kızla buluşurmuş. Bu gizli buluşmayı kızın babası fark eder ve bir gece kızın yaktığı ışığı söndürür. Suyun tam ortasında kalan genç, bir türlü yolunu bulamaz ve sulara gömülerek boğulur. Bir müddet sonra çıranın söndürüldüğünü gören kız, oğlanın kıyıya çıkmadığını anlayınca, o da kendisini sulara atar. Suyun iki yanında da köylüler meşaleler yakarak suda kaybolanları arar ama bir türlü bulamazlar. Bu hazin hikayenin sonunda "Çayda Çıra" oyunu doğar.

Uluova'yı ortadan ikiye ayıran Harınget Çayı'nın kıyısında bir köyde, köyün ileri gelenlerinden biri oğlunu evlendirir. Düğün dernek kurulur, günlerce şenlik yapılır, çalgı çalınır, yemekler yenilir. Düğünün son gecesine kadar her şey yolunda gitmektedir. Hayat gayet güzel ve mehtap vardır. Ancak birden ay tutulur. Ay tutulması hayra yorulmaz; davetliler bunu uğursuzluk sayarlar, düğünün neşesi kaçar, davetliler tedirgin olurlar. Bu arada damadın annesi Pembe Ana, bu duruma çok üzülür. Ani bir hareketle ortaya atılarak ne kadar mum varsa toplatılıp tabaklara dizer, oradaki insanların ellerine tutuşturur, kendisi de başına geçerek oynamaya başlar. Zifiri karanlıkta her yer birden aydınlanır. Mumların akisleri suya yansır, çalgıcılar bu hareketlere uygun ritimlerle müzik çalmaya, davetliler de coşarak eğlenmeye başlarlar.

Yörede Çayda Çıra oyununun doğuşu ile ilgili bir efsane daha anlatılmaktadır (18, 23).

Hun'ların bir kolu olan Uygur Türklerinin yaşadığı Uygur ülkesinde Tuğla ve Selenga çaylarının çevrelediği "Kut Dağı" denilen bir dağ bulunmaktadır. Bu dağ Türklerin uğur dağı olup, her zaman ziyaret


edilmiştir. Kut dağını çevreleyen bu iki çayın kıyısında bulunan birer ağacın üzerine bir gün gökten ışık salkımları inmiş, dallar çıralarla süslenmiştir. Dallardan yayılan müzik sesleri duyanları etkiliyormuş. Bu sihirli ağaçlardan birinin gövdesinin yarılarak içinden beş çocuğun doğduğunu görmüşler. Çocuklar on beş yaşına gelince, halk onları ağaçlara götürüp "İşte ananız, babanız" diyerek bu iki ağacı göstermişler. Çocuklar ana-baba olarak gösterilen ağaçlara içten sevgi ve saygı ile sarılmışlar. Ağaçlar da dile gelerek onlara mutlu yakarış ve kutlu yalvarışta bulunmuşlar. Dilek dilemiş uğur sunmuşlar.

Gün gelmiş, beş kardeşten en küçüğü olan Buğu Tekin bütün Türk boylarının dilini ve sayısını bilen tek kardeş olduğundan hakan seçilmiş.

Bir gün; hakanın rüyasına gelen ak sakallı, ak yüzlü, beyaz urba giymiş, elinde beyaz asası bulunan bir ihtiyar ona ayağının altındaki yeşim taşını göstererek bu dağı ellerinden çıkarmamalarını, Kut Dağı ellerinde kaldıkça yedi iklim, dört bucağa sahip olacaklarını müjdeler.

Başka bir gün; otağında yatağına giren Buğu Han pencereden içeriye peri ve huriler gibi güzel bir kızın girdiğini görür. Önce düş gördüğünü sanır, sonra gördüğünün gerçek olduğunu anlar. Korkular, kuşkular içerisinde uyur uyanık onu gözetlerken kız onu uyandırmaya çalışır. Daha sonra kız o gün pencereden girdiği gibi çıkıp gider. Kız ertesi gün yine gelir. Buğu Han yine ayık görünmez. Kızın gelişini gidişini hiçbir şeye yoramadığı için sabahı zor eder. Ertesi gün o yine gelir diyerek olup biteni vezire anlatarak tedbir sorar.

Akıllı vezir korkulacak bir şey olmadığını, kızın sevindirici haberler verebileceğini söyler. Eğer tekrar gelirse kendisini uykuya vurmayıp, sözlerini dinlemesini tembihler.

Buğu Han'ın umduğu gibi peri kızı üçüncü gün tekrar gelir. Buğu Han peri kızını baş köşeye oturtur ve onu can kulağıyla dinler. Birlikte Kut Dağ'ına giderler. Peri kızı günlerce yüce bir düşüncenin sırlarını anlatır; "Yarından tezi yok, dört yana yürüyüp bayrak açın; yollar sizin, iller sizin olacaktır. Sakın ha adaletten ayrılmayın, hiçbir kılıç, hiçbir ok adalet kadar keskin, adalet kadar yetkin değildir" diyerek sözlerini bitirir. Sonra gider ve bir daha geri dönmez.

Ertesi sabah Buğu Han dört kardeşini ordularının başında dört ülkenin fethi için uğurlar. Dört bir yandan zafer haberleri gelir. Fetihler sonrasında dört yönden gelen ordular Balasagun sahralarında otağlar kurarlar. Tutsak hükümdarlar kendi ülkelerinin huzurunu sağlamakla görevlendirilip, ülkelerine geri gönderilirler.

Yıllar geçer, Türk İmparatorluğunun uğuru değişmez. Çünkü, Kut Dağı pırıl pırıl yanıyor, çevresindeki çaylar şırıl şırıl çağlıyor, tılsımlı ağaçlardan salkım nur süzülüyordu. Av ve savaşlardan dönüşlerde törenler yapılıyor, şenlik ve esenlik içinde yaşanıp gidiliyordu.

Buğu Han ölmüş, otuz nesil geçmişti. Tahta, Yolun Tekin geçmişti. Yolun Tekin Türk ülkelerinin gelenek ve ülküsünden yoksun bir adamdı. Çin'e imrenen yoz bir hükümdardı. Türklerden korunmak için yaptırdığı setin bile kendini koruyamadığını gören Çin hükümdarı Kiyuliyeni, kızını Yolu Tekin'in oğlu Gali Tekin'e verir. Kızını Gali Tekin'e getiren kurnaz elçi Türk elinin uğurunu sora sora, göre göre öğrenir. Yolun Han'ın huzuruna çıktığında başlık parası olarak Kut Dağını ister. Yolun Han: "Kut Dağının ne değeri var, alt tarafı taş toprak değil mi?" diyerek Çin hükümdarına başlık olarak verilmesini buyurur.

Bu fırsattan yararlanan Çinliler hemen kayayı ateşe vererek

parçalarlar ve en ufak parçasına kadar alıp ülkelerine götürürler.

Uygur'un uğuru gidince yer gök sağır oldu. Irmaklar kurudu. Ağaçlar sarardı. Nur kayboldu. Gök bile rengini değiştirdi. Çıralar yanmaz, yaralar dinmez oldu. Göç.... göç.... göç.... diye dağlar taşlar inledi. Nihayet, Yolun Han kıvrana kıvrana öldü. Göç başladı, koca ulus yollara düştü. Sonunda Turfan ülkesine geldiler. Turfan ülkesi gelenleri hoş karşıladı. Beş ordunun otağ kurduğu bu yer beş şehre mekan olmuştu. Adına da "Beşbalık" denildi. Daha sonra Beşbalık Türklerinin başkenti oldu.

Uğursuzluğun sebebi anlaşılmıştı. Yeniden bu uğuru kutlamak için çay kenarlarına çıralar yakıldı. Kopuzlar çalındı. Bir daha uğursuzluk gelmesin diye toy düğün olurken çayda çıralar yakılır, somatlar çekilir oldu.

İşte efsaneye göre başlayan "Çayda Çıra" geleneği günümüze kadar gelmiştir. Harput ve çevresinde oynanan Çayda Çıra oyunu bu efsaneye uygunluk göstermektedir. Geçmişte düğün törenleri genelde çay kenarlarında ve havuz başlarında yapılırdı. Düğün evinin bahçe kapısına, içine kül ve gazyağı doldurulmuş iki teneke konularak yakılırdı. Ağaç dallarına da "Giriştik" denilen muma batırılmış pamuk ipliği yapıştırılırdı. Karanlık çökünce bu giriştikler yakılır, şenlik yapılırdı. Ayrıca, güveği erkek davetlilere, gelin kadın davetlilere çıkarılmak üzere sağdıçları ile birlikte götürülürken, önde gidenler yol açar, arkadan gelenlerde ellerinde çayda çıralarla onları takip ederlerdi. Daha sonra Çayda Çıra ile oyunlara başlanıp, sırasıyla diğer oyunlar oynanırdı.

Yörede Çayda Çıra, destanlarında da olduğu gibi neslin türemesi ve çoğalmasında uğur sayılmaktadır (18, 24).

Halay Oyunu

Halay; birlik beraberlik yardımlaşma gibi toplu hareket alaydan gelen insan topluluğu ya da devamlılık, süreklilik anlamlarına gelmektedir (5).

Halay bir defada halay olarak çıkmamıştır. Her devirde duyarak oynanan kişi, figürle donatmıştır. Yalnız bu katkı oyun ve müziğin ahengi içinde gönülden gelir. Asla bir şekilcilik ve başka kaynaklardan devşirme değildir (8).

Yörede bu oyuna Harput Halayı'da denilmektedir. Bu oyun hem yaşlılar tarafından hem de gençler tarafından zevkle oynanır. Beş kişiden az oyuncuyla oynandığında karakteri bozulur (7). Melodilerinin zengin ve oldukça ritmik olmasından dolayı gırnatanın dışında diğer sazlarla icrası oldukça zordur. Oyuncu dizisinde başta bulunana "halay başı" veya "ekipbaşı", söndakine "poçik" adı verilir. Her iki baştaki oyuncunun elinde bir mendil bulunur. Mendil sallamanın özel bir önemi vardır (5). Oynayanlara ve izleyenlere büyük bir zevk ve ahenk vermektedir. Halayda yedili sekme ana figürdür. Aynı figür Avreş, Fatmalı, Keçike gibi oyunlarda da vardır.

Oyunda eller aşağıda geride önden görülmeyecek şekilde kenetlenmiş olup, omuzlar bitişiktir. Oyun tatlı - sert bir karakterdedir (Resim 45).


Değişik yörelerimizde, farklı isimlerle bilinen genellikle melodisi aynı olan halayın aşağıda belirtilen değişik varyantları da mevcuttur (28).

  • Düz halay
  • Dik halay
  • Palu halayı (Zaza halayı)
  • Baskil halayı
  • Keban halayı
  • Maden halayı
  • Karaçor halayı
  • Arapgir halayı

-     Abdefir halayı (Abo Tahir halayı)

-     Laylana halayı

Avreş Oyunu

Oyunun Elazığ dışında başka yerlerde oynandığına rastlanmamıştır. - Yörede "Berber Yaşar Oyunu" olarak da adlandırılmaktadır. Oyunun orjini Harput'tur. Yöremizde asker şevkinin çok olması nedeniyle oyuna askeri hareketler figür olarak girmiştir. Oldukça sert bir oyundur. Bir erkek oyunu olan avreşte oyuncuların dizilişleri halayda olduğu gibidir.

Keçike Oyunu

Oyun yörede "köçekçe" olarak da isimlendirilmektedir. Harput orjinli bu oyun, kızlı erkekli oynanmaktadır. Diğer köçekçelere benzer bir yanı yoktur. Hareketli kıvrak bir oyundur. Oyun en az iki erkek, iki kızla oynanır.

Çepik Oyunu

En az iki kişi ile oynanan çok hareketli ve sert bir erkek oyunudur. İsminden de anlaşıldığı gibi oyunun esası kişilerin karşılıklı ellerini birbirlerine vurmalarına dayanır.


Temirağa Oyunu

Moğol Hükümdarı Timur'un adından kaynaklandığı kuvvetle ifade edilmektedir (23). Yörede "Temür Ağa" oyunu olarak da bilinen bu oyun en az iki kişi tarafından oynanır. Oldukça ritmik bir oyundur. Oyuncular kollarını birbirinin omuzlarına atmak suretiyle tutunurlar. Oynandığı esnada türküsü de söylenir.

Bu oyun yörede "üç ayak üstü oyunu" olarak da isimlendirilir. Oyun en az iki kişiyle oynanır. Kadın - erkek birlikte de oynarlar. Diziliş şekli düz çizgi halinde olup eller parmaklardan tutulur. Oyundan önce oyuncular türküsünü söylerler.

Sunguroğlu (29), 1936 yılında, Elazığ Halkevi faaliyetleri sırasında Sadi Günel'in Harput'un üç ayak oyununda kol, bacak ve ayak figürlerini alarak mükemmel bir dans ve oyun havası armonize ederek oyunu bir revü haline soktuğunu bildirmiştir.

Delilo

Bu oyun Harput orjinlidir. En az iki kişi tarafından oynanır. Ancak, erkekli kadınlı da oynanmaktadır. Oyunun başında bir çizgi halinde duran oyuncular küçük parmaklarıyla tutuştukları kollarını aşağıda tutarlar. Oyun esnasında ritme uygun olarak parmaklar omuz hizasına gelecek şekilde kaldırılır. Oyun figürlerini teşkil eden hareketler daha çok el ve ayaklarda toplanır. Oyunun türküsü vardır. Türkü, sazlarla birlikte oyuna başlarken söylenir. Türkünün bitiminden sonra figürler başlar.

Büyük Ceviz Oyunu

Elazığ yöresi orijinli olan bu oyunun başka bir adı yoktur. Hareketli olan bu oyun genellikle kızlı erkekli oynanır. Çizgi halinde duran oyuncular küçük parmaklarıyla tutuşarak oyunu icra ederler. Türkü söylenirken hareketler hafif, türküsüz bölümlerde ise hareketler ritmiktir.


Tamzara

Orjini Harput olan bu oyun, Elazığ dışında bazı illerde "Tanzara" adıyla değişik figürlerle oynanır. Oyun başlangıcında oyuncular türküsünü söyler. En az iki kişi ile oynanır. Kadınlı erkekli de oynanmaktadır. Oyuncular birbirinin küçük parmaklarını tutmak suretiyle oynarlar. Oyundaki hareketler vücudun baş, el ve ayaklara yüklenmektedir. Tatlı sert bir oyundur.

Fatmalı Oyunu

Oyunun orijini Harput'tur. Yurt sathına yayılmış çok yaygın bir oyundur. Bu oyunun "Fatma" ile "Nuri" adlı iki gencin aşklarından doğduğu söylenmektedir. Oyun kızlı-erkekli gruplar halinde oynanır. Eller omuzlardan tutulup daire çizilerek oynanır. Figürleri yedili sekme üzerine kuruludur. Başlangıcında ritmi oldukça ağır olan bu oyun türkü eşliğinde oynanır. Türkü bittiğinde ritim hareketlenir.

Güvercin Oyunu

Harput'un çok eski zamanlarından kalma orijinal bir oyundur. Bu oyunu herkes kolay kolay oynayamaz. İyi oynayanlar parmakla gösterilecek kadar azdır. Bu oyun sadece Elazığ yöresinde oynanmaktadır. Oyun yörede 'Horum' veya 'Horun' olarak da bilinir. Oyun en az iki kişi ile oynandığı gibi, grup halinde de kızlı erkekli de oynanır. Oyun bir bölümde küçük parmaklarla tutuşarak diğer bölümde ise serbest oynanır. Oyuncular serbest bölümde kolları açık olarak bazen sırt sırta, bazen de kollar belde sağa sola sekerek oynarlar (5). Oyuncuların her birinin bir elinde beyaz bir elinde kırmızı mendil bulunur. Oyun figür ve melodi yönüyle oldukça zengindir. Oyundaki figürler güvercinin hareketleriyle özleşir. Hareketlerin yoğunluğu baş, omuz, kol, diz ve ayaklarda toplanmıştır. Türkülü bir oyunumuz olup, türkü oyunun başlangıcında oyuncular tarafından söylenir.

Şeve Kırma Oyunu

Harput orijinli bir kadın oyunudur. Erkekler nadir olarak oynarlar. Şeve, kadınların kollarına taktıkları renkli camdan yapılan bir bileziktir. Oyunu oynayan kadınların oyun heyecanıyla dirseklerini yere, sağa sola vurmalarından dolayı birbirlerine çarpan şevelerin kırılmalarından oyuna "Şeve Kırma" adı verilmiştir. Diğer taraftan, oyun genellikle "Isfehan" ve "O Yanı Pembe" türküleri söylenerek oynandığından yörede bu oyun "Isfehan oyunu" olarak da bilinir. Bu oyun yerde ve makatta (sedir) diz çökerek oynanır. Hareketlerin yoğunluğu baş boyun ve kollarda toplanmıştır.

Kılıç - Kalkan Oyunu

Yöremizde güveyi (damat) gezdirilirken iki kişi tarafından oynanan bir erkek oyunudur. Sağ elde dik durumda kılıç, sol elde kalkan tutulur. Oyun yöresel ismiyle bilinen "ezdireşim" melodisiyle başlayıp, "köroğlu" melodisiyle devam eder. Oyunu oynayanların birbirlerine kuvvet ve güç gösterip, üstünlük sağlamaları esasına dayanan sert ve tehlikeli bir oyundur.

Elazığ Çiftetellisi

Yöremizde hem kadınları hem de erkeklerin serbest figürlerle oynadıkları çok yaygın bir oyundur. Çiftetelli türküsü ile söylenerek oynanan bu oyunun melodileri yöremize hastır.

Ağırlama (Ağır Halay Oyunu)

Oyun Harput'ta derlenmiştir. Yörede "Ağır Halay Oyunu" olarak da isimlendirilmektedir. En az iki kişi tarafından oynanan bir erkek oyunudur. Oldukça zarif ve yorucu bir oyundur. Oyuna başlarken aşağıda serçe parmakla tutturulan eller, müzikle dirseklerden yapışık durumda omuz hizasına kadar kaldırılır. Sağ ve sol baştakilerin ellerinde mendil bulunur. Oyundaki figürler kol ve ayaklarda toplanmaktadır.

Oyun arasında coşku katmak maksadıyla oyuncular bazı yörelerde "suda balık yan gider'" türküsünü, bazı yörelerde de "bir oda yaptırdım" türküsünü söylerler. Oyunun melodisi oldukça zengin olduğundan oynayanlara ve izleyenlere büyük zevk verir (12).

Çikçiko Oyunu

Genç kızlar tarafından oynanır. Oynayacak kızlar ayağa kalkarlar. Karşılıklı döndükten sonra dizlerinin üstüne çömelirler. Hem türküsünü söyler hem de, ayağa kalkmaksızın çift ayak da çömeldikleri yerden saksağan gibi üç defa zıplıyarak yer değiştirir durur ve el çalarak türkü söylemeğe devam ederler. Tekrar ayni hareketi yaparak oyuna devam ederler. Ayağa kalkan oyuncular kısa bir dönüşten sonra, tekrar çökerek aynı şekilde hareket ederler. Çok yorucu olduğu için bu oyun oynayanların yorulmasıyla biter (26).


Deyiş

Çikçokom asda kaldı                       - Çikçokonun nesi var

Şerbeti tasda kaldı                                Altın tabak tası var

Bu çikçiko çıkalı                                   Tasda şerbet içenin

Memleket yasda kaldı                           Yüreğinde yası var

Tas vurduk tas uçurduk

Aladağı geçirdük

Şeker şerbet okuttuk

Yavukluya içirdük
Aladağın ardında                               Şehzadenin yurdunda

iki kız halı dokur                                Biri gönül derdinde

Gelin Oyunu (Gelin Ağlatma, Gelin Çıkarma Havası)

Harput'un eski bir oyunu olup oynanması oldukça zordur. Sadece kadınlar tarafından gelin geldiği gün veya ertesi Subaha Günü (yüz açımı günü) bir veya birkaç kadın tarafından oynanır. Türkülü bir oyundur.

Habudiyar Oyunu

Elazığ yöresinde oynanan bir oyundur. İki veya daha fazla kişi tarafından oynanır. Oyuncular sıra halinde, küçük parmaklarıyla tutuşup, kollarını yukarıda tutarak oynarlar.

Seyirlik Halk Oyunları

Seyirlik halk oyunları bir yönüyle tiyatro diğer yönüyle de edebiyat ve tarihi konularına yer vermekte olup, "Seyirlik Kent Oyunları" ve "Seyirlik Köylü Oyunları" olarak ikiye ayrılır. Kentlerdeki seyirlik oyunlara orta oyunları örnek verilebilir. Seyirlik Köylü Oyunları; (köy tiyatrosu) köylülerin uzun kış aylarında ve özellikle düğünlerde, bayramlarda eğlenmek ve vakit geçirmek için düzenleyip oynadıkları temsili oyunlardır. Bu temsiller çok eski bir sözlü geleneğe dayanmaktadır. Bu gelenek 1071 tarihînden sonra da ozanların yanı sıra Anadolu'da devam etmiş ve bugüne kadar yaşayıp gelmiştir (13). Belirli metinleri olmadan ve belirli günlerde köy çevrelerinde köylüler tarafından geleneksel birtakım tiyatro kurallarına uyularak yürütülen gösterilerdir. Oyuncuları (aktörleri) oyunculuğu meslek edinmiş kimseler değildirler, hatta zaman zaman seyircilerin oyuna katıldıkları görülmektedir. 1931 yılında Ali Rıza Yalgın'ın "Güneyde Türkmen Oymakları" adlı eserinde Arap oyununun oynandığından söz edilmektedir. 1935 yılından Hamit Zübeyr Koşay ise seyirlik oyununda Arabın boyanmasını tanımlamıştır (7).

Bu güne kadar derlenmiş olan oyunlardan çoğu erkek oyunudur. Kadın rollerinin erkekler tarafından yürütüldüğü bilinir. Bununla beraber, kadınların da çoğu kez düğünlerde kendi aralarında çeşitli oyunlar oynadıkları görülür. Çeşitli olay ve hayvan taklitlerinin tasvir edildiği bu oyunlar çoğu zaman çalgı eşliğinde oynanır.

Elazığ ve yöresinde oynanan Seyirlik Halk Oyunları aşağıda verilmiştir.

  • Bıçak Oyunu
  • Leblebici Oyunu
  • Sudan Geçirme Oyunu
    • Sipahi Oyunu
    • Yazma Oyunu
      • Arap Oyunu Deve Oyunu
  • Yüzük Oyunu
    • Urum (Rum) Kızı Oyunu Karanfil Oyunu

      Usta Şağirt Oyunu

  • Al Kara Kuşun Yavrusunu Oyunu
    • Ayı Oyunu Kama Oyunu
  • Karşılama
    • Cirit Oyunu Pişik Oyunu
  • Sırık Oyunu
  • Simsime Oyunu

gibi seyirlik oyunlar oynanmaktadır.

Bıçak Oyunu (Elazığ Zeybeği)

Bu oyunun orjini Harput'tur. Yörede "Elazığ Zeybeği" ve "Sarı Zeybek" olarak da bilinir (14, 26, 29). Oyunun özünde iki erkeğin bir kız için sahte tavırlarla heyecan yaratan kavgaları anlatılmaktadır. Bu nedenle, oyun iki erkek birde ya kız veya kız kıyafetine sokulmuş diğer bir erkek tarafından oynanır. Erkekler her iki ellerinde tuttukları birer bıçakla oynarlar. Bu bıçaklarla ritme uygun figürler yaparlar. Bıçak aralardan geçer göğse doğru sallanır. Türküsü yoktur.

Kadın oyunları kısmında bahsedilen bıçak oyunun şekil bakımından aynısıdır. Ancak besteler arasında fark vardır.

Kadınlar tarafından oynanan oyunda üç kişi vardır. Erkeklerin oyununda 3, 4 ,5 kişi olabilir.

Kızın önünde bir erkeğin yaptığı hareketi diğerleri de tekrar eder kız rolüne giren erkek diğer oyuncu arkadaşlarının işmarlarına, paralarına tehditlerine aldırış etmez. Ve nihayet diğer erkekler kıza talip olmaktan vazgeçerler. Yalnız bir tanesi evvela bekçisi ile mücadele ederek onu yener sonra kızı tehdit eder. Fakat bu tehdidin kâr etmediğini görünce kendisini öldürmeye kalkışır. Elindeki hançeri kalbine saplıyacağı sırada kız bileğinden tutarak bıçağı elinden alır, onun yerine mendil verir; o da kızın elinden bıçağı sol eline alarak kınına koyar, kendisi başa geçer, kızı da soluna, diğer arkadaşlarını da kızın soluna alır. Hep birlikte halay çekerler ve halaydan sonra diğer kol oyunları oynamağa başlarlar.

Bu oyun, bir delikanlı ile bir kız veya kız kıyafetine sokulmuş diğer bir genç arasında karşılıklı oynanır. Ortada oyun için geniş bir yer bırakılmış, seyirciler, bu oyun yerini çepeçevre kuşatmışlardır.

Kız, oyun yerinin bir tarafında bir yastık üzerine süslü mahalli elbiseleriyle oturtulmuştur. Saz takımı veya davul zurna zeybek havasını çalmağa koyulurken, erkek de bütün inceliğle oyuna başlar., birkaç defa meydanı oynıyarak döndükten sonra kızın önüne geldiği zaman bıyık bükme, göz kırpma gibi bir takım işaretlerle kızı kendine celbe çalışırsa da kız, bu hareketlere daima başı ile red cevabı verir., bunun üzerine erkek arada bir belindeki hançeri gösterir, kız yine istifini bozmaz., nihayet sabrı tükenen genç, öfkeyle belindeki hançeri çekerek kızın önüne oturur ve yere saplar., bununla demek ister ki, bana varmazsan bu hançeri göğsüme saplayabilirim., fakat kız yine işaretle red cevabı verince erkek son çare olarak şalının arasından çıkardığı ve içerisinde


gümüş mecidiyeler ve altınlar bulunan pembe canfes para kesesini gösterir. Bunun üzerine kız ufak bir tebessümle mukabelede bulunur ve ayağa kalkar., bundan sonra müzik havayı hemen değiştirir., erkekle kız, karşı karşıya geçer ve oyuna başlarlar., etrafındakilerin el çırpmalarıyla oyun devam eder, neşe ve heyecanla da sona erer. Bu oyunu da, rahmetli terzi Rıfat ve Senemoğlu dostumuz çok güzel oynarlardı

Leblebici Oyunu

Elazığ yöresi orijinli bir erkek oyunudur. Kadınlar tarafından da oynanmaktadır. Tek kişinin oynadığı bir oyun olmakla beraber, grup halinde de oynanır. Oynayanlar ellerindeki kalbur ile leblebi yapımını figürlerle anlatırlar. Türkülü bir oyundur. (28).

Türkü

Oğlan: Leblebiyi kavurdum

Dumanını dumanını savurdum

Leblebi kavuruken

Bir güzele vuruldum Nakarat

Ah bici bici leblebici

Kavrulmuş badem içi

Kız:    Leblebiyi kavuran

Dumanını savuran

Leblebiyi nedeyim

Dinim imanım oğlan Nakarat

Sudan Geçirme Oyunu

Yörede "Çoban Oyunu" ve "Hallo Dayı" isimleri ile bilinir. Bu da temsili bir oyundur. İki bayan tarafından oynanır. Bayanlarda biri çoban kıyafeti giyer. Diğeri kendisini çaydan geçirmesi için çobana cilveler yapar. Oyunun esası bu cilvelerin figürlerle yansıtılmasına dayanır. Oyuncular çayı temsil eden bir yastığın iki tarafında karşılıklı dururlar.

Yastığın bir tarafında duran kız kendisini sudan geçirmesi için cilveler yaparak çobana yalvarır. Çoban onu sudan geçirmek istemez. Kız tekrar yalvararak çobanın kendisine yapacağı hizmete karşılık kaşını, gözünü, saçını, dişini, arzu ettiği nesi varsa hepsini bağışlamak ister. Çoban razı olmaz. Nihayet ince belini de vermek isteyince çoban razı olur. Çoban kızın belinden tutup yastıktan atlatarak kendi tarafına geçirir. Yastığın ortadan kaldırılması ile çoban ve kız rolünde olan iki kadın yan yana ve karşılıklı türkü söyleyerek oynarlar. (26).

Türkü Kız   - Çoban beni sudan geçir     : Boz bulanık suyun içir.

Çoban - Olmaz güzel kuzum olmaz   : Değirmenin suyu dolmaz Kız      

- Sırma saçım senin olsun                   : Kalem kaşım senin olsun

Çoban - Su derindir geçiremem       : Soğuk sular içiremem Kız      

- Çoban beni sudan geçir       : Susuzmuşum bir tas içir

Çoban - Olmaz güzel kuzum olmaz : Değirmenin suyu dolmaz

Kız      - Ak gerdanım senin olsun     :Tatlı canım senin olsun

Çoban  - Su derindir geçiremem      : Soğuk sular içiremem

Kız      - El ver elim senin olsun       : İnce belim senin olsun

Çoban  - Tez ver elin geçireyim       : Soğuk sular içireyim.

Sipahi Oyunu

Bu oyun genellikle kadınlar tarafından oynanan temsili bir oyundur. Bir kadın eline bir değnek sırtına da bir posteki alır, başına pusu sararak saçlarını yüzüne döker. Elindeki sopayı yere vura vura, yüzüne dökülen saçlarını da sağa sola savura savura toplantı yapılan odaya kapıdan girerek ağır ağır yürümeğe başlar. Odadaki seyirciler: "Küçük Sipahi, büyük sipahi!" diye şarkı söylemeye başlarlar.

Sağda duranlardan birisi: "Hey koca sipahi, nereye böyle!" diye sorar.

Sipahi: "Sus, ben koca değilim, gencim genç" diye sorana çıkışır.

Soran kişi: "Kızma canım, ben sana koca ihtiyar demek istemedim, genç koca demek istedim" der.

Sipahi gülerek memnun memnun yürümeğe devam eder.

Seyircilerden başka birisi sorar: "Koca sipahi, nereye gidiyorsun?"

Sipahi: "Sahan ne sahan ne, kız almağa giderim" diye cevap verir.

Sağdan başka bir seyirci: "Hey büyük sipahi, nereye gidiyorsun?" diye sorar. Bu defa sipahi soldakine : "Hallah hallah, kız sahan ne! Ben büyük değilim, derdim büyük, kız almağa gidiyorum, kız." diyerek soranlara çıkışır,

Soranlardan birisi ihtiyar sipahinin gönlünü almak için: "Derdi büyük, kendi küçük sipahi, uğurlar ola!" der.

Bu arada ihtiyar sipahinin halinden anlıyan yaşlı bir kadın sorar:

"Hey oğul nereye gidiyorsun böyle?"

Sipahi kendisine oğul diye halinden soran ihtiyar kadına derdini dökmeğe başlar:

-Malım it yedi            : Yakam bit yedi

Bana bir kız bul      : Beni dert yedi

İhtiyar kadın derdine ortak olduğu sipahiye:
- Beri gel beri                         : Nasibin yeri

Arayan bulur            : Yolunda yeri

diyerek odanın son köşesindeki duvaklı kızı gösterir:
Vay ana kadın            : Adın ne adın

Her ne dilersen           : Olsun muradın

diye sevinerek yürür.

Sipahinin giriş istikametinin sonunda, odanın kenarında delikanlı rolüne girmiş bir kadın durur, arkasında da süslü bezekli bir genç kız saklıdır.

İhtiyar sipahi bu delikanlının önüne gelerek dikilir:

Ver bana bunu             : Kınamın unu diyerek delikanlıdan arkasına saklanan kızı ister.

Saklı duran kız delikanlıya:

Vermezsen beni        : Severim seni
Aman
ın aman             : Halim çok yaman

diye yalvararak delikanlının arkasına yapışır. İhtiyar sipahi ısrar ettikçe kız korkar.

Delikanlı kıza: Sen korkma gülüm    : Ayırır ölüm Vermem seni ben      : Sev beni tek sen

diye kıza salık verir.

İhtiyar sipahi delikanlıya : "Ver kızı bahan; vururum anan!" diyerek sopasını kaldırır.

delikanlı:

Git benden bulma      : Ağızdan dolma

Karşımdan çekil        : Bu yetim değil

diyerek ihtiyarı azarlar.

Delikanlıya kızan ihtiyar sipahi, onunla çekişmeğe, dalaşmağa başlar.

Delikanlı bir taraftan arkasındaki kızı sipahiye vermemek için kızı himaye eder, diğer taraftan sipahiyi itekler.

Genç delikanlı bileğine, ihtiyar sipahi de değneğine güvenir.

Delikanlının ihtiyarı sertçe iteklemesine sinirlenen sipahi, kızarak elindeki sopa ile delikanlıya vurur ve delikanlıyı yere sererek arkasındaki kızı çekip alır zorla götürmeğe başlar.

İhtiyar sipahi, bir elinde kız olduğu halde her adım atıp yürüdükçe sağda ve solda duranlar:

Küçük sipahi büyük sipahi! Yaza mı geldin güze mi geldin, Şam şarkı gezdin kıza mı geldin .

diye türkü söyleyip ihtiyarı gururlandırırlar.

Sipahi sevincinden, kız da korkusundan oynayarak beraber yürüyüp giderler.

Bu fırsattan istifade ile diğer tarafta bulunanlardan birisi sipahinin arkasındaki kızı çekip kaçırır. Fakat sipahi hemen hücum ederek, kızı tekrar tutup geri çeker ve yürümesine devam eder.

Bu defada aksi tarafta bulunanlar: Küçük sipahi, büyük sipahi! Yaza mı geldin, güze mi geldin? Şam şarkı gezdin, kıza mı geldin?

diye türkü söylerken sipahi ile kız bu ahenge kapılarak tekrar oynamağa başlarlar.

Bunların oyun oynamasından faydalanan seyircilerden diğer biri tekrar ansızın kızı çekip kaçırır.

Sipahi kızı kaçıranın üzerine tekrar hücum ederek elinden alır. Bu hareketlerle mücadele bir müddet devam ettikten sonra, kız, kendisini kurtarsınlar diye geriye dönerek, sipahinin eski elbiselerini gösterip türkü söylemeğe başlar:

Er'imin donu               : Ben yumam bunu

Başını yesin                : Yollamış şunu

Bu kötü günün           : Kötüdür sonu

Yalandan türkü söyleyip oynayan kız, ansızın sipahinin elinden kurtulup kaçmak ister.

Sipahi, kaçmak isteyen kızı tutup yanına çektikten sonra etrafında dönerek aşağıda türküyü söyleyip oynamağa başlar.

Ben seni salmam       : Başkasın almam

Kız ölüm ölüm          : Kırmızı gülüm

Ben senin beyin         : Ben senin paşan

Aklın al basan            : Aklın al basan

diye kızın kaçmasına ve kaçırılmasına mani olur.

Nihayet bu şekilde odanın bir başından kapının önüne yaklaşınca kızı sipahinin yaman bir ihtiyar olduğunu, elinden kurtulmağa imkân bulunmadığını anlayarak onunla beraber gitmeğe ve evlenmeğe razı olur.

Kapıdan çıkılmak üzere iken kız, ihtiyar sipahiyi elinden tutup geri çekerek tekrar odanın ortasına getirir, karşılıklı oynaya oynaya dönerek birbirlerine karşı aşağıdaki türküyü söyleyip cilve ederler.

Kız-                Küçük sipahi, büyük sipahi!

Yaza mı geldin, güze mi geldin? Şam şarkı gezdin, bize mi geldin?

Sipahi -           Ne yaza geldim, ne güze geldim.

Şam şarkı gezdim, bir kıza geldim. Ben seni sevdim, ben size geldim.

diye döner oynarlar.

Nihayet kız sipahinin pususunu ve cepkenini göstererek:

Dostumun donu         : Ben yumam onu

Ne güzel günde          : Yollamış şunu

Güller dalına               : Serem ben onu

diye el ele tutup oynayıp dönerler. Ve oyun biter (26).

Yazma Oyunu

Bir kadın odanın ortasında oturur. Diğer dört kadında oturanın etrafında halkalanıp, ayakta durarak, başının üstüne bir yazma gerer ve arkasından şu türküyü söylerler:

İşledim, işledim verdim şaraba, Şarap içenlerin hâli haraba. İşledim, işledim verdim rakıya, Rakı içenlerin dili şakıyal.

Bu sırada, dışarıdan birisi gelir, kapıyı vurur; içerdekiler: (Kimdir?) diye sorarlar. (Alacaklı geldi) diye, cevap verilir. İçeriye almak istemezler; fakat gelen zorla içeri girer, alacağını alamayınca, evvela alacağının beşte birine, karşılık olarak, ayakta duran kızlardan birincisini, sonra ikincisini daha sonra üçüncüsünü, ve en sonrada dördüncüsünü, rehin olarak alıp götürür. Fakat, bu rehineler alacağını karşılamadığı için, alacağının son 1/5 ine karşılık olarak da yazmasının altına saklanan kızı, tutsak eder ve götürüp esir pazarında satar.

Bu satılan kız, lâl'mış gibi, hiç konuşmaz, ancak kaş göz işaretiyle cevap verir. Borcunun tamamını almaya, vaad aldıktan sonra, dili çözülüp konuşmaya başlar, aldığı parayı borcuna yatırarak borçdan kurtulur ve kendisini sevip satın alanla evlenmeğe razı ve diğer rehin alınan kızları, esaretten kurtarır. Onları da çağırıp hep beraber diğer oyunları oynarlar.

Pek basit görünen bu oyunlar, pek neş'eli temsil edilir. Zevk ve heyecandan, kahkaha ve naradan saatlerin nasıl geçtiği bilinmez. Ki bu oyunlar, temsilî oyunların en sade, en basitleridir. Diğerleri, bunlara nisbetle, daha fazla hüner ve marifet istiyen oyunlardır.


Bütün bunlarla kadınlarımızın, odalara kapatılmış olan sanat sevgi ve kabiliyetlerini tahmin etmek mümkündür (23).

Arap Oyunu

Güldürü oyunudur. Bu oyun müzik de başkalaşır. Yüzünü is veya boya ile boyamış oyuncu, bacaklarını kırmak, sırtını kamburlaştırmak, gözlerini ve kaslarını oynatmak veya şaşı bakmak suretiyle, yüzünde mimikler oluşturarak oynar. Bu oyunda el çırpmayan kalmaz, son derece neşeli ve güldürücü bir oyundur (29).

Deve Oyunu

Sunguroğlu (29), bu oyunu aşağıdaki şekilde izah etmiştir.

Deve oyunu, çok defa düğünlerde geceleri yapıldığı gibi, bazı eğlence günlerinde de yapılır.

Deve oyununa, eski Anadolu'nun aşk ve sevgi alemlerinin, neşeli ve fakat iptidaî temsilî bir portresi de denilebilir.

Uzun boylu iki genç arka arkaya bir metre mesafe ile ayakta dururlar. Sağ ve sol omuzlarına kalınca birer ağaç uzatılır. Bu ağaçlar baş ve arkadan diğer iki ince çıta ile birbirine kuvvetlice bağlanır. Bu ağaçların boş kalan orta kısmı tahtalarla kapatılır, tahtaların üzerine yumuşak minder veya yastıklardan bir deve hörgücü yapılır. Ayrıca, bir metre uzunluğunda kalın bir sırık ucuna çıngıraklı, püsküllü, yapma bir deve başı ve arkasına da bir deve kuyruğu takılır. Bu deve başlıklı sırığı önde yürüyecek olan delikanlı göksüne takar ve idare eder. Devenin boynu, hörgücü, ayakları ve her tarafı deve tüyünü andıran geniş bir kilim veya büyük bir örtü ile kapatıldığından içinde iki adam bulunduğunun kolay kolay kimse farkına varamaz; Hele çocuklar hiç anlıyamazlar.

Oyunculardan biri üzerine kadife cepken ve ipekli kumaştan şalvar-giymek ve başına da ipekli ve renkli kıraplar örtmek suretiyle güzel bir köylü kız kıyafetine sokulur. Bu kız, devenin üstüne bindirilmiş., önde perişan köylü kıyafetinde bir deveci, devenin yuları elinde., yanı başında kızın kardeşi., o da kendine çeki düzen vermiş, belindeki kuşağının araları kamalar, hançerler, tabancalarla dolu mu dolu., ellerin de Kalkan-Kılıç.. Daha arkada üzerinde mükemmel şalvar ve sırmalı cepken., belde ağır bir acem şah dolam dolam sarılı., onun da şalının arasında hançerler, kamalar, tabancalar., bir elinde kalkan, bir elinde kılıç, kara kaşlı, kara gözlü, siyah bıyıkları henüz terlemiş., yavuz bir delikanlı bunları takip ediyor. Bu, köylü kızın aşıkıdır.

Tasvir edilen bu kafile, uzaklardan oyun meydanına doğru yaklaşmakta., kızı takip eden aşıkıyla, kızın kardeşi birbirlerini düşman gibi süzerek yürümektedirler.

Önde davullar., zurnalar., devenin etrafı çoluk çocuk ve seyircilerle çevrilmiş olduğu halde muazzam bir alayla düğün evinin önüne veya düğün evine yakın bir meydana yavaş yavaş gelinir. Burada deveci, devesini bir kenara çekmek isterken bu kalabalığı gören deve huylanır, başı ile sağa ve sola hücum etmek ister ve homurdar, etraftakiler, bilhassa çocuklar çığlıklar kopararak kaçarlar. Köylü kızı, devenin üstünde pembe ipek baş örtüsü arasından bakışlarıyla kardeşini değil de daima aşıkını takip eder. Kardeşi bu halden çok sinirlidir. O sıra davullar sıraya gelmiş, olanca hızlarıyla Kalkan-Kılıç havasına geçmişlerdir.

Meydana evvel genç aşık çıkar, etrafı kalkanıyla selamlayarak bir dolaşır ve oyuna başlar, arada devenin yanına sokular devenin üstündeki sevgilisine bir şeyler söylemek ister gibi bir tavır takınır. Gencin bu hareketine son derece sinirlenen kardeşi kılıcını kalkanına vurarak meydana atılır ve gencin karşısına geçerek öyle bir kalkan kılıç kullanır ki, etraftakiler bu kılıç darbelerinin sesinden ürker, çekinir ve heyecan duymağa başlarlar. Bu iki delikanlı, bütün kuvvet ve enerjilerini sarf ederek ve davulların temposuna ayak uydurarak oynarlar. Ne çeviklik, ne incelikler., ne yiğitlik, ne hamasat, ne kudret ve ne azamet numuneleri?.. Aman yarabbi! İnsan bunları seyir ede ede doğrusu erir gider.

Oyun, arada bir temposunu değiştirerek bazan sakinleşir, bazan şiddetlenir. Oyunda kardeşin mağlubiyeti mukadderdir.. Aşıkın kılıç darbeleriyle kollarının kuvveti kesilir ve yere yuvarlanır; Fakat, hasmın buna tahammülü yoktur, ne de olsa sevgilisinin kardeşidir. Kılıcı, kalkanı bir tarafa atarak hemen mağlup hasmını, mertçe yerden kaldırır ve kucaklar. Bu yüksek duyguyu gören kardeş dayanamaz, aşıkın boynuna atılır, kucak kucağa gelirler, sarılır, öpüşürler.. Sonra kardeş deveciye deveyi ortaya çek emrini verir, deve ortaya gelince, deveyi çökertir kız kardeşini devenin üzerinden aşağıya alır, koluna girerek götürüp aşıkının koluna verir.

Bütün seyirciler, bu manzara karşısında coşar.. Hora sesleri göklere çıkar.. Davullar gümbürder.. Oyunlar başlar., bu oyunlar, epeyce de devam ettikten, sonra kız tekrar deveye bindirilir, bu defa da devenin


yularını aşıkı delikanlı çekerek bütün seyirciler de etraflarında olmak üzere davullar gümbürdeye gümbürdeye ve havaya silahlar atıla atıla meydandan çekilip giderler, oyun da sona erer.

Memişoğlu (26) de aynı isimli oyunu şu şekilde anlatmaktadır.

Temsili bir oyundur. Oyun oynanırken muhtelif türküler söylenir. Köroğlu, Kalkankılıç ve Halay makamları çalınarak oynanır.

Dört kişi ikişer arka arkaya durur, omuzlarına birer sırık alırlar. Bunların üstüne bir hasavan yani kalın çadır bezi gerilir bir de ağaçtan deve kafası yapılır ve üstüne keçi postu gerilir. İki sırığın ortasına bağlanır. Altına da çıngırak takılır.

Ağız, burun, sakal yapılmış bir bal kabağını başına külah olarak geçiren bir şahıs ayağına şalvar, sırtına aba giyerek deveci olur. Devesini başına geçip yularını tutar. Elinde ekmek saçı ve un eleğide vardır. Bu devenin üstüne kadın kıyafetine girmiş (Fate) bacı adında birisi biner. Fate bacı devecinin gelinidir. Devenin üstünde elindeki iği eğirirve kendi kendine sazlanır.

Arkadan, yüzleri kömürle boyanmış ellerinde kılıç, omuzlarında eczalı tüfek, iki arap bu deveyi takip eder.

Bir müddet deve ortada dolaştırılarak yol yürüyormuş gibi gezdirilir nihayet bir köye gelmiş olur. Deveyi burada deveci (deve yık diye) çöktürür. Orada bulunan seyircilerden köyün muhtarını sorar muhtarı çağırırlar. Deveci gelen muhtardan kendilerine ve devesine yem ve yer ister. Muhtar bunların halinden şüphe ederek yer vermez yol gösterir.

Muhtara kömür tozundan kahve, kuru gübreden sigara ikram ederek deveci muhtardan dostluk peydah etmek ister. Fakat muhtar bu ikramları kabul etmez. Deveci ısrar eder. Muhtar bu ısrara rağmen kahve ve sigarayı içmez. Nihayet, aralarında kavga çıkar dövüşürler.

Deveci ve arkadan kendisini takip eden araplar muhtarı döverler. Muhtar da bunların elinden kaçıp gider.

Deveci arkadaşları ile beraber yalnız kalır, deveden gelini indirirler. Gelin un eler, sacda ekmek yapmağa başlar. Yorulan deveci ve arkadaşları da uyumağa koyulurlar.

Muhtarın adamları gizlice gelip ekmek pişiren gelini kaçırırlar. O sırada saz çalar köylüler gürültü yaparak nağâra atarak halay oynamağa başlarlar. Araplar da kılıçları ile gelini kaçıranları kovalarlar.

Köroğlu, kalkan kılıç çalınca araplarla köylüler tutuşur karşılıklı kalkan kılıç oynarlar.

Yüzük Oyunu

Yörede "Fincan Oyunu" olarak da isimlendirilir. Bir tepsinin içine 7-12 fincan konulur. Bu fincanlardan birinin altına yüzük saklanır, yüzük oynayacaklar iki kısım olurlar. Bir taraf, içinde yüzük saklı tepsiyi getirir, diğer tarafın önüne tutar.

Diğer taraftan birisi, (bu sizlik), (şu sizlik) diyerek birer birer fincanları kaldırmağa başlar. Hangi fincanın altında yüzük bulunursa fincan saklama sırası bulan tarafın olur.

Fincanları alan taraf, yüzüğü fincanlarda birinin altına saklar diğer taraf, fincanlardan ikisini kaldırır. Yüzük bu fincanların altında bulunursa, yüzük saklama bu defa da bulan tarafa geçer.

Bulunmazsa aramağa devam edilir.

Ancak, üçüncü fincanda yüzük bulunursa, arayan taraf aleyhine 12 sayı yazılır.

Bu şekilde fincan saklamağa ve aramağa devam edilir.

Oyun, yüz sayı alınıncaya kadar devam eder. Yüz sayıyı kazanan oyunu kazanmış olur. Ancak bundan sonra (eldesti) yani dört fincanla oyuna başlanır. Bu dört fincan tepsinin dört köşesinde konulur.

Fincan arayan, (şunda gümanım vukufum var), (bunda gümanım var) veya (ya bundadır, ya şunda) diye iki fincan kaldırır, bulursa (eldestiyi) kazanmış olur; sayıyı kaybeder. Pata olurlar.

Bulamazsa, oyunu kaybeder, diğer taraf hem (eldestiyi) hem de (yüzüğü) kazanır.


Kazanan taraf, diğer tarafa, oyunlar tertip etmek hakkını kazanırlar.

Yüzüğü kaybedenler bir tarafa, kazananlar diğer tarafa sıralanır.

Kazanan eline yüzük tepsisini alır:

Dama çıkdım dam iki, Yıldız saydım oniki, Hak dedeler geldiler, Fatma hanım hani ki.

Fatma veya Ayşe hanımın ismi söylenince, adı söylenen hanım ayağa kalkar, gelip kendisini çağırana selam verir. Sonra oyunu kaybeden diğer hanımların isimleri sayılır, onlarda ayrı ayrı yerlerinden kalkarak gelip kendilerini çağırana selâm verirler.

Oyunu yapacak olan yere oturur.

- Cimo dayı bize gelesin, ustam seni istiyor. Karataş var gelip onu
deleceksin.

Cimo dayı - hepsi kara mı, yoksa hepsi beyaz mı?

- Yarısı kara, yarısı beyaz,

Cimo dayı: - Bir merkep getirin ki binip geleyim, der

- ilk önce çağrılan Fatma hanımı getirir yere yatırırlar, dört elli bir
merkep şekline sokar ve cimo dayıyı üstüne bindirirler götürecekleri yere
kadar götürür, orada indirirler.

Cimo dayının indiği yerde, bir oklava ile bir üsküre su hazırlanır, yanında da bir adam hizmet eder. Cimo dayı şarap ister, şarap yerine su verirler.

Cimo dayı :- elindeki oklavayı, üzerine bindiği kadının gah ağzına, gah vücuduna dürter ve yoruluncada şarap şarap diye şarap ister. Şarap istedikçe, aldatmak için su verirler. Cimo dayı içtiğinin şarap olmadığını anlayınca, ağzına aldığı suyu, yüzüğü kaybedenlerin yüzüne fışkırtır.

Cimo dayı elindeki karataşı oymağa devam eder. Nihayet karataşı deldikten sonra:

Sakın korkmuyasınız, şimdi dağ devrilecek, der.

Utuzanların hepsi yanyana diz üstüne bir sıraya dizilir ve yüzü koyun yere yatarlar.

Cimo dayı:                 Biz bu kışlada kışladık

Biz bu nakısı işledik Anası güzel olana Usta hakkın bağışladık Bahar yaz geldi güz geldi Usta çırakdan vaz geldi

Diye mani söyler. Sonra yere yatanlardan birinin üstüne bir kalpak koyar. Üstüne kalpak konulan kadın, silkinerek bu kalpağı yanındakinin üstüne, o da kendi yanındakinin üstüne atar, kalpağı bu şekilde sırtlarında gezdirirler.

Kalpak en sondakinin sırtına atılınca, Cimo dayı:

- Kalkın itükler, diyerek elindeki sopa ile utuzanların ayaklarına vurur. Utuzan kadınlar sıçrıyarak yerlerinden kalkarlar.

Bundan sonra oyun sırası başlar.

Elli oldu elli oldu Yüzükçüler belli oldu Ocak başının minderi Öldüm dönderi dönderi Budur yüzükçü mındarı Hey zalim nenni nenni

diyerek ilk önce oyun yapacağı şahsı karşısına çağırır.

Erzincandan gelir katır Tırnakların kuma batır Bu yüzüktür kalmaz hatır Hey zalim nenni nenni Sana da nenni bana da nenni Bilir oynar bilmez oynar Ta akşamdan beri kinli

diye türkü söyler. Körük ağzını sıvama, yıldıza baktırma, doğrultma, müftüye danışma, gibi oyunlar tertip edilir.

Kendisine oyun yapılacaklardan birisinin başına bir soğan asar, o soğanı ısırmasını emreder. Kimisine kürek çekdirir, kimisini tıraş ettirir, maşayı makas yerine kullanarak saçlarının arasına sokar, kimine yıldıza baktırmak bahanesiyle başına su serper, kimini temel doğrultma bahanesi ile yere yatırıp beline basarlar, kimine körüğün ağzını sıvama bahanesi ile yüzüne kara sürerler.


Çırak, ustası olan Cimo dayıya, (bu utuzan senin istediğini bana da verecek mi?) diye sorar.

Cimo dayı da, utuzanın yüzüne tokatla vurarak, bu teres tabii verir, vermez mi? diye onu döver.

Kürek çektirirken bir tablanın içine yuğrulmuş kül konulur. Utuzanlardan birisi, arkası Cimo dayıya dönük olarak, yere oturur. Kollarını çarpraz vari Cimo dayıya verir, Cimo dayı dizlerini dayıyarak körük çekmeğe başlar. Önde bulunan kadın, çırak; Cimo dayı da, usta olur. Körük çekerken:

Çırak  -           Usta anan ölmüş.

Usta   -           Ne yapayım ölmüşse ölmüş Allah rahmet eylesin

Çırak  -           Usta baban ölmüş

Usta   -           Ölmüşse ölmüş Allah Rahmet eylesin

Çırak  -           Usta dayın ölmüş,

Usta   -           Ölmüşse iyi olmuş

Çırak  -           Usta dostun ölmüş, dostun ölmüş.

Usta   -           Sıvayın şunun ağzını.

der ve hazırlanan çamurla kül, dostunu söyleyenin ağzına sıvanır

Pilav yedirme:

Çırak ustasından pilav ister. Usta çırağına, (senin çocukların evde pilav yedi mi ki, sen burda pilav istiyorsun) diye kaşıkla, pilav isteyeni döver.

Tarla bölme:

Utuzanlardan birisi yere uzatılır, utanlardan iki kişi karşılıklı tarla olan bu kadını bölmeğe kalkışırlar. Birisi, şu taraf senin; öbürü, bu taraf benim, sulu yerini mi alırsın, kuru yerini mi alırsın? diye paylaşmağa başlarlar. Nihayet aralarında uyuşurlar madem uyuştuk, öyle ise gel taşını seçelim derler. Tarlayı paylaşanlar taş seçiyormuş gibi utuzan kadının etini çimdikliyerek ona azap verirler.


Ezan okutma:

Utuzanlardan birisine ceza olsun diye dama çıkıp ezan okuturlar. Cezalı olan (sabah oldu gitmiyor musunuz, handa yer kalmadı, külhanda yer kalmadı, evliler evine, köylüler köyüne) der, ezanı müteakip oyun biter ve dağılırlar.

Yüzük oyununda kel oğlana ait temsiller yapılır.

Verin kızı kel oğlana Eşiğine kul olacak Merkebize çul olacak Kel oğlanda bunlara cevaben,

Verin kızı bal oğlana

Eşiğize kul olayım,

Merkebize çul olayım

der. Fakat, kel oğlanın talip olduğu kız, kel oğlanı istemez,

Eşiğime kul olmaz, Merkebime çul lmaz

Kış kış kel oğlan diye onu sürer sonra çarnaçar razı ederler (26).

Sunguroğlu (29), aynı oyunu Harput Yollarında adlı eserin de vermiştir. Oyunun şekli ve kullanılan malzemeler aynı olmakla beraber, oyunda söylenen manilerde farklılıklar görülmektedir.

Urum (Rum) Kızı Oyunu

Bu oyunu Sunguroğlu (29), şöyle izah etmiştir.

Bir genç ile yine kız kıyafetine sokulmuş diğer birinin arasında yapılır.

Saz, bu oyuna mahsus havayı çalmağa başlayınca erkek: "Aman urum kızı!" diye aşk ve heyecanla kıza hitap eder. Kız: "Can benim efendim" diye cevap verir. Ondan sonra erkek, tepeden tırnağa kadar kızın güzelliklerini ifade ve tasvir yollu bir takım beste halinde sorular sorar, kızdan daima aksi cevap alınca belindeki hançeri çeker ve tehdide başlar. Bunun üzerine kız, derhal erkeğin yanına giderek hançeri elinden alır, kınına koyar ve karşı karşıya oynarlar.'


Bu oyun çok neşeli bir oyundur.

Erkek: Aman urum kızı!

Kız: Can benim efendim!

Erkek: Göster kaşlarını

alayım seni!.

Kız: Neylersin kaşlarım? Almazsın beni! Katiplerde kalem, kalem Gördüğün yok mu?..

Nakarat

Erkek: Gördüğüm çoktur,

Aldığım yoktur,

Senin gibi bir güzeli

Sardığım yoktur.

Erkek: Aman urum kızı!

Kız: Can benim efendim! Erkek Göster gözlerini Alayım seni!..

Kız: Neylersin gözlerim? Almazsın beni. Bahçelerde zeytin zeytin Gördüğün yok mu?.. Nakarat

Erkek: Aman urum kızı!

Kız: Can benim efendim! Erkek: Göster dudaklarını Alayım seni!..

Kız: Almazsın beni.

Bahçelerde kiraz kiraz. Gördüğün yok mu?..

Memişoğlu (26) ise aynı oyunu, aşağıdaki şekilde anlatmaktadır.

Temsili bir oyundur. Kadınlardan biri erkek elbisesi giyer, diğeri (Urum kızı) olur;

istanbul'dan ve Rumeli'den Anadolu'ya gelen kızlar güzel olduğu için Urum kızı olan, güzeli temsil eder. Diğeri de bu kıza aşık bir oğlan rolünü alır, kız yüzünü örter, oğlan kızın yüzünü görmek ister. Kız kendisini görmeden almasını; oğlan da gördükten sonra almağı arzu eder, karşılıklı türkü söyleyerek konuşurlar.

Efendi            -          Aman urum kızı

Urum Kızı      -           Can benim efendim (Lebbeyk Sultan)

Efendi            -           Göster kaşlarını alayım seni

Urum kızı       -           Neylersin kaşlarım almazsın beni

katiplerde kalem gördüğün yok mu
Efendi            -          Aman urum kızı

Urum kızı       -           Can benim efendim

Efendi            -           Göster gözlerini alayım seni

Urum kızı       -           Neylersin gözlerim almazsın ben

Çarşılarda badem gördüğün yok mu?

diyerek   birbirleri   ile   işaretleşir   ve   oldukları   yerden   pek ayrılmayarak oynarlar. Sonra,

Efendi            -            Gördüğüm çoktur

Urum kızı       -            Aldığın yoktur

Diyerek, bir ağızdan türkü söyleyip el ele tutarak serbest figürle oynarlar.

Karanfil Oyunu

Dört, altı veya sekiz kadın oda ortasında diz çökerek, bir daire yaparlar. Bunların, güzel sesli olmaları gerekir. Birincisi, eline bir karanfil alarak, diğerine7 makamla sorar:

(Bu nedir, bu nedir, bu nedir anam bu nedir?)

Diğeri bu soruya:

(Çiçekdir, çiçekdir, çiçekdir balam çiçekdir) diye cevap verir:

Çiçeği alan yanındakine dönerek sorar;

(Nasıldır, nasıldır, nasıldır anam nasıldır?)

Deyince, diğeri de şöyle cevap verir:

(Gerçekdir, gerçekdir, gerçekdir balam gerçekdir.)

Dördüncüsü:

(N'ederler, n'ederler n'ederler anam n'ederler ?

Diye sorar, yanındaki 5 nci oturan da:

(Takarlar, takarlar, takarlar balam takarlar)

Diye cevap vererek çiçeği alır, göğsüne takar ve altıncısına sorar:

(N'olurlar, n'olurlar, n'olurlar anam n'olurlar?)

Diğeri alıp, koklayarak, cevap verir:

(Kokarlar, kokarlar, kokarlar balam kokarlar)

Dedikten sonra, başka bir beste ile, karanfil üzerine yazılmış bir türkü söyler. Bu türkü söylenirken, hep beraber yerde diz üstünde, kırılıp dökülerek, oyun oynarlar.

Diğerleri de karanfil üzerine yazılmış birer kıta okuduktan sonra, hep beraber diz üstünden oynaya oynaya ayağa kalkıp, diğer oyunlara geçerler (23).

Usta-Şagirt Oyunu

Usta kıyafetine giren birisi ayakkabı diker. Diğer birisi de şağirdi olur. Hem ustasına yardım eder hem de gelen giden müşteriye cevap verir. Arada da koşup testiyi alarak dükkana su getirir.

Bir kaç iş gören şağirt, yorulur aciz kalır, kendisini sağırlığa vuran ustasına şağirdi:

- Usta usta! bir şağirt gelmiş, iş istiyor iş, bize yardımcı lazım değil mi?

Usta - Ulan ne seğirdi! bırak biraz seğirtsin gitsin sen işen bak.

Çırak - seğirden yok usta, şağirt gelmiş şağirt.

Usta - şerik mi dedin, ne seriği ulan! sen göne köseleye karışma.

Ulan şağirt al bardağı suya seğirt, der.

Usta - hem elinde işle meşgul olur hem de kendi kendine türkü söylemeye başlar.

Papucum var mesim var

Bülbül gibi sesim var

Çekdiğim dil belası

O yar ile küsüm var.

Şağirt, yüzü vurgun, hali yorgun ustasının türküsünü dinler sonra o da türkü söylemeğe başlar.

Aldı şağirt      -           Maniyi başdan söyle

Kalemden kaşdan söyle Karnımın açlığı var Ekmekten aşdan söyle

Aldı usta        -           Ayağı başı nedem

Kalemi kaşı nedem Müşteri postal ister Ekmeği aşı nedem

diyerek işine devam eder.

İş istemeğe gelen çırak dönüp gider. Dükkanda oturan çırak da destiyi alarak suya gider. Bir daha da dönmez. Ustanın canı sıkılır. Bir bakar iki bakar çırağının gelmediğini görünce.

Şağirdin söylediği maniyi söyleyerek dükkanın içinde can sıkıntısı ile yalnız başına söyleyip oynar. Ve oyun da biter (26).

Al Kara Kuşun Yavrusunu Oyunu

Harput'un çok eski zamanlarına ait çok enteresan bir oyundur.

Evvela ele bir mendil alınır ve bu mendilden, ehli olanlar uzun kuyruklu ve kulaklı bir fare yaparlar, fare yapılınca iki arkadaş, yere diz çökerek ve diz kapakları birbirine bitişik olduğu halde karşı karşıya otururlar, ellerle müdahele edilmemesi için elleri daima arkalarında birbirine kenetlidir. Mendil, bir tanesinin ağzına verilir. Saz bu oyunun havasını çalmağa başlayınca seyirciler, hem el çırpar, hem de oyunun kendine mahsus nağmesiyle (Al kara kuşun yavrusunu - Ver kara kuşun yavrusunu) temposunu tekrar ederler. Orta yerde oturan oyuncular, oturdukları yerde vücutlarını tempoya uydurarak oynar gibi her iki tarafa sallanmağa başlarlar, sonra ağzında mendil olan oyuncu, mendili karşısındakinin ağzına doğru götürür, sağa sola oynatır, kaçırır, tekrar yakınlaştırır, karşıdaki ise bu avı almak için aynı hareketle hasmına hücum eder.. Usta oyuncular, avlarını kolay kolay karşı tarafa kaptırmazlar, aynı zamanda yine usta oyuncular bir hamlede hasmının ağzındaki avı alabilir, onu dakikalarca oynatabilir de... İşte oyuna bu suretle devam edilerek bir tarafın mağlubiyeti ile oyuna son verilerek hemen ayağa kalkılır, aynı tempo ve makamdaki türkü söylenerek ayakta oyuna geçilir, bu türkü ve oyundan sonra taraflar kol kola gelerek halay da tutabilirler (29).

Türkü

Kürdün kızı iğ eğirir. Leley Eşi (Ayşe) Kürdün kızı iğ eğirir. Le çavreşi Hem eğirir, hem buğurur. Yaman Eşi Hem eğirir, hem buğurur. Le çavreşi Kürdün kızı yün tarıyor Leley Eşi Hem tarıyor, hem sarıyor Leley Eşi Kürdün kızı, yuha açar Leley Eşi Hem açıyor, hem saçıyor Leley Eşi

Ayı Oyunu

Bu oyun iki kişi tarafından oynanır. Koyun postu giydirilmiş kişi, diğeri de elinde değneği ve defi olan ayı oynatanı temsil eder. Ayı oynatan boynuna yular takılı ayıyı def çalarak gezdirir, gezdirirken de oynatır. Oyun oynanırken ayı seyircilere saldırarak onları korkutur. Ayı oynatan bu durumda ayıyı değnekler. Bu arda bazı seyircilerde ayıyı kızdırırlar. Bunu fırsat bilen ayıcı bu vesile ile de seyircileri değnekler.

Kama Oyunu

Oyun iki kadın tarafından oynanır. Kadınlardan biri kız; diğeri erkek kıyafeti giymiş, beli kamalı erkeği tasvir eder.

Kız, odada oturan seyirciler içinde durur. Beli kamalı olan kadın saz çalınca ortaya çıkarak oynamağa başlar. Seyirciler içinde beğendiği kızı kaldırmak ister beğenilen kız, nazlanır. Kalkmamak için direnir oynayan kamasını çekince diğeri de eline sarılarak ayağa kalkar. Karşılıklı türkü söylüyerek serbest figürle oynarlar (26).


Karşılama

Biri kadın biri erkek kıyafetinde olan iki kişi tarafından hem türküsü söylenir hem de oyunu oynanır.

Oğlan :-                      Ay mısın yıldız mısın

Gelin misin kız mısın

Bu gece geleceğim

Evde yalınız mısın
Kız      :-                     Ay benim yıldız benim

Gelin benim kız benim

Bu gece gelir isen

Evde yalınız benim
Oğlan :-                      Ay aydındır gelemem

Dile destan olamam

Ay buluda girince

Bağlasalar duramam
Kız      :-                     Ay aydındır yürüyor

Eller gülün deriyor

Usulca bas tezce gel

Ay buluda giriyor.
O
ğlan : -                     Odanı kireç eyle

Yüzünü güleç eyle

Hastayım dizine yatır

Terini ilaç eyle
Kız      : -                    Odam kireçtir benim

Yüzüm güleçtir benim

Soyun gel gir koynuma

Terim Hacdır benim.

diye karşılıklı sıra ile türkü söyleyip oynarlar.

Kız      : -                    Odam kireç tutmuyor

Biraz kum katmayınca

Oğlan : -                     Kalbim rahat etmiyor

Sarılıp yatmayınca

diyerek birbirlerine sarılırlar. Ve oyun biter (26).

Cirit Oyunu

Sunguroğlu (29), Harput'ta oynanan oyunu aşağıda verildiği şekilde belirtmiştir. Türklerin milli sporları arasında önemle yer almış olan cirit oyunları, Türk'ü savaşa ve kahramanlığa hazırlıyan oyunlardan biridir. Şan ve şeref dolu bir maziye sahip atalarımızdan yadigar olarak bizlere intikal eden ananevi ve baha biçilmez bu oyunlar, bilhassa cesaret, mertlik, çeviklik, iyi kalplilik oyunudur. Bu oyunda fırsat bu fırsattır diye kasden ne kafa kırılır, ne de göz patlatılır. Bu oyun, düşman oyunu değil, dost oyunudur. O kadar şanlı ve o kadar heyecanlıdır ki, seyir edenlerin üzerinde büyük tesirler yaratır ve öyle anlar olur ki ömürleri bile durdurur.

İklim itibariyle Harput ve dolayları at yetiştirmeye çok müsait olduğundan Harput'ta binlerce at beslenirdi.

Harput'ta "Ciritler Meydanında" oynanan bu oyun, baharda atlar çayırdan alındıktan sonra başlar. Yaz aylarının sıcak günlerinin dışında sonbahara kadar haftada bir kez cuma günleri oynanırdı.

Bu oyun takımlar halinde oynanır. Takımlar sıra ile yapılan seçim neticesinde iki gruba ayrılacak şekilde oluşturulur. Ellerine birer, sol kaba baldırları arasına da birkaç cirit alan oyuncular kendi tarafına atını mahmuzlar ve orada sıraya geçerler. Bu şekilde oyuncular karşı karşıya gelirler.

Davullar, zurnalar veya klarnetler bir marşla ve çok defa İzmir marşiyle oyunu açarlar. Şimdi taraflardan bir oyuncu atını zengiliyerek sahneye çıkar, sağa sola dizgin kırarak atını oynata oynata ve etrafına caka sata sata karşıki hasım tarafına doğru gider, karşı taraftaki oyuncuların hepsi birden tetiktedirler. Çünkü gelen oyuncunun içlerinden hangisine ciridi atacağını kestiremezler, kollarına ve kuvvetlerine güvenenler, sahanın yarısına geldikleri zaman ellerindeki ciridi, ileri geri sallıyarak ve atlarının çiftesine getirerek fırlatır ve karşı taraftaki herhangi bir hedefe ulaştırabilirler. Atlarına güvenenler ise 15 - 20 metre kadar karşı ki hasım safına sokulabilirler, elindeki ciridi, herhangi bir oyuncuyu hedef tutarak savurur ve derhal dizgin kırarak atını geriye çarh ettirir, kaçar, at olanca sürati ve kuvvetiyle koşmaktadır. Esasen cirit atları talimli olduklarından birincilerinin ellerinden cirit çıkınca kendiliklerinden geri döner ve kaçmağa başlarlar. Bu suretle oyuncu, bir taraftan kaçmağa çalışırken diğer taraftan başı arkaya çevrilmiş, üzerine gelen oyuncuyu gözetmektedir. Eğer hasmın atı, koşuda daha üstün ise yarı yolda bu oyuncuyu yakalar, elindeki ciridi hasmına fırlatır., döner., bu defa da başka bir oyuncu onu takibe geçer. İşte bu suretle oyun saatlerce devam eder. Bazan oyun sahasına üç dört oyuncu birden de çıkabilir, böyle zamanlarda oyun bütün şiddet ve azametini almıştır, bu dakikalar oyunun en heyecanlı dakikaları sayılır., oyuncular öyle kızışır, davullar öyle gümbürder, atlar öyle sinirlenir, hırçınlaşır ve koşarlar ki, işte bu sahneyi seyredenlerin ömürleri durur. Atları, hızlı koşan oyuncuların, hasımlarını yarı yolda yakaladıkları da çok görülürdü, ona yetişince ve bir hizaya gelince artık ciridini atmadan vazgeçerek hasmın yanına yaklaşır, lâtife yollu sırtını okşar veya başından fesini alarak onu geride bırakır, atını ileriye koşturur.

Bu oyunda ciritlerin hedefe isabet ettirilmesi büyük bir meharet sayıldığından bu gibi isabetlerde seyirciler arasında yaşa yaşa diye feryatlar kopar, oyuncu hararetle alkışlanır. Öyle usta oyuncular vardır ki, arkadan gelen hasmın kendisine yetişip de sopayı yiyeceğini anlayınca hemen ayar değiştirir ve zengi kullanırlar.

Ayar kırma veya değiştirme; binici atın sol veya sağ taraf yanına doğru bütün vücuduyla eğilmek veyahut daha meharetle atın karnı altına girmek, sağ veya sol bacağını büyük demir zengi içerisinde ayarın üst tarafından arkaya doğru uzatmak suretiyle başını ve bütün vücudunu hasmın ciridinden korumaktır. Eski savaşlarda düşman ok ve kılınçlarına karşı korunmak için nasıl kalkan kullanılırsa cirit oyunlarında da geniş demir zengiler, gelen ciritlere karşı adeta bir kalkan vazifesi görmektedirler. Usta oyuncular tarafından atılan ciridin bu demir zengilere isabeti sırasında bu ciritlerin beş on metre havaya fırladıkları çok defa görülürdü ki, bu da seyirciler tarafından şiddetle alkışlanırdı. Bir de dönüşte süratle koşan atının üzerinden yere sarkarak yerde bulunan bir ciridi alma ve bazen de arkadan gelen bir ciridi kendine isabet etmeden havada yakalama hünerleri de vardı, işte bu suretle taraflar arasında böyle hararetli ve enteresan oyunlar devam ederken seyirciler, hangi binicilerin usta olduğu ve hangi atların birinci geldiği hüküm ve kararını hemen verirler ve bu karar derhal kulaktan kulağa fısıldanır gibi bütün oyuncular arasında belli olurdu.                                                                   

Bu oyunlarda bir de yer değiştirme adeti vardı, yukarıda anlatıldığı gibi oyuncular kura ile meydanın kuzey ve doğu taraflarında yer alırlardı. Bu yerler oyunun yarısından sonra değiştirilirdi. Bu yer değiştirme de 30 - 40 bazan 50 - 60 atlının dolu dizgin büyük meydanı toza dumana katarak bir taraftan diğer tarafa akınlar halinde geçişleri hakikaten çok azametli ve heyecanlı olurdu. Taraflar, meydanın ortasında karşılaştıkları zaman bağrışarak birbirleriyle şakalaşırlardı.

Bu değiştirme ile oyunun ikinci kısmına geçilir ve oyun yine bütün hızıyla devam eder. Nihayet oyuncular yorulmuş., atlarda fer kalmamıştır, atlar, baştan tırnağa kadar terler içinde.. bazılarının karınlarında derin zengi yaraları göze çarpar, davulların bir «Yıkıl git» havası, oyuna son verir.

Davullar, seyircilerin önünde., atlılar arkada olduğu halde meydandan ayrılırlar., alay olanca azametiyle şehre doğru yavaş yavaş iner ve dağılırdı. Bu oyunlarda bazan kafalar kırılır., bazan biniciler karşı karşıya çarpışır., çok defa atlar yıkılır, oyuncular yere serilir., yaralanırlar; Fakat, bu gibi hadiselerde gerek oyuncular, gerek seyirciler yaralılara ellerinden gelen yardımı yapar, yaralarını sarar ve tedavisine çalışırlardı.

Harput'taki Ciritler meydanı hakkında şu mealde "Bu oyun sırasında herhangi suretle bir kaza neticesi ölenler, yaralananlar ve sakat kalanlar için hiç kimse mesul tutulmaz ve mahkûm edilmez" diye bir padişah fermanının mevcut olduğunu tevatüren söylenmekteydi.

Sırık Oyunu

Yöremizde "Değenek Oyunu" olarakta isimlendirilen bu oyun en az 5 - 6 kişiyle oynan bir erkek oyunudur. Oyun oyuncuların eğilmiş durumda arka arkaya bellerinden tutarak, baş oyuncunun elinde salladığı sırık darbesinden sekerek kaçtıkları bir oyundur (10, 12, 27).

Simsime Oyunu

Simsime oyunu, oyuncularda cesaret ve güven duygularını pekiştirmek yanında deşarj olma ve küskünleri barıştırma gibi sosyal işlevi de olan bir halk oyunuydu.

Simsime oyunu davul-zurna veya davul-klarnet eşliğinde yalnız erkekler tarafından oynanmaktaydı. Oyuncu sayısında sınırlama yoktu. Düğünlerde gençler, fakat daha çok olgun yaştaki hemen tüm erkekler oyuna katılırdı.

Oyun daire veya yarım daire şeklinde oynanır. Bu düzene geçiş müzikle başlar. Oyuncuların yüzleri daire merkezine dönüktür. Dairenin oluşturulması sırasında, erken davranan bir oyuncu müziğin ritmine uyarak, yüzü diğer oyunculara dönük bir durumda, sağdan sola doğru hareket eder. Bu oyuncu ellerini genelde arkasına bağlar, zaman zaman çözer, bazı hareketleri ve mimikleriyle cesaret ve güven duygularını belirtir. Oyuncu içten gelen duygularla kendi etrafında dönebilir, ellerini birbirine vurabilir, eğilebilir ve omuzlarını titreterek müzik eşliğinde hareket edebilir. Genelde önünden geçtiği oyuncunun gözlerine sevecen veya sert bir eda ile bakar. Zaman zaman oyunculara adeta göğüsleri temas edecek düzeyde yaklaşır. Bu yaklaşımda kendine güven, cesaret ve yiğitlik duyguları sergilenir.

Daireyi oluşturan diğer oyuncular, yerlerinde hafif hareketlerle müziğin ritmine katılır, zaman zaman ellerini çırpar, kendi etrafında döner, yanındaki oyuncu ve oyuncularla kısa süreli söz, duygu ve hareket beraberliği içinde olabilir. Ancak, hareketleri bağlantısız ve bireyseldir. Bu hareketlerde de kendine güven ve cesaret duyguları ile sevecenliği sergilenir.

Oyunun seyri içinde, daireyi oluşturan oyunculardan birisi, ortada sağdan sola dönen oyuncunun genelde omuzu ile kürek kemiği arasına sol yumruğu ile vurarak onun yerine geçer. Aynı şekilde sağdan sola doğru dönmeye devam eder. Daha önce ortada oynayan oyuncu ise yumrukla vuran oyuncunun yerine geçer. Oyun bu düzen içinde devam eder. Bazen ortadaki oyuncuya sol yumrukla vuran kişi, sağ eliyle bu oyuncunun sağ omzundan tutabilir. Vurma sıra ile olmaz. Duygu ve isteğe bağlıdır. Bazen de birkaç oyuncu peş peşe yer değiştiren oyunculara sıra ile vurur ve yerler değişir. Oyunda tansiyon yükselebilir ve oyun bir yiğitlik ve coşku yarışına döner. Ancak amaç hızlı vurmak ve ortadaki oyuncuyu kötü duruma düşürmek değildir.

Amaç vurma hareketi içinde deşarj olmak, öfke, kavga ve küskünlük duygularından arınmaktır. Bu nedenle bir oyuncunun nara ile ve güç gösterisi şeklinde havaya kalkan sol yumruğu, ortadaki oyuncunun sırtına yaklaştığında yumuşar, sevgiye dönerek orta-hafif bir şiddetle son bulur. Hatta yumruk hareketin ve deşarj olmanın sadece bir sembolü olur.

Sağ yumrukla vurmak yasaktır. Ancak düğünlerde, bazen küskünler ve kırgınlar arasında, ender olarak bu eğilim görülürdü. Bu süreç içinde oyunun tansiyonu bazen yükselebilirdi. Fakat gerektiğinde tansiyon diğer oyuncular tarafından indirgenirdi.

Belirtilen ortamda oyun ilerledikçe, oyuncular deşarj olmakla, eğer küskünler varsa oyunun sonlarına doğru, sözü geçen kişi ve yaşlılarında araya girmesiyle barıştırılmaktadır. Daha sonra, bu rahatlama huzur ve coşku içinde diğer bir oyuna geçilirdi (9).

KAYNAKLAR

 

  • Özer, Edip, Kaya Hüsamettin, Kazazoğlu Nihat, Bircan Zülfü, Elazığ -2004
  • Sivri Kaya Sabahattin,  Notalarıyla Elazığ Yöresi Halk oyunları Müzikleri,  Elazığ Kültür ve Yardımlaşma Derneği yy. 3,